Tag Archives: Debate Amoral

(México) DÉCIMO SEPTIMO COMUNICADO DE INDIVIDUALISTAS TENDIENDO A LO SALVAJE/SECTA PAGANA DE LA MONTAÑA

Comunicado de ITS con la Secta Pagana de la Montaña, reivindicando atentados conjuntos en marzo y octubre de este año.

¡Que la conspiración silenciosa eco-extremista!

¡Por el ensanchamiento de la guerra contra la civilización y el progreso humano!


“Atacamos indiscriminadamente y en grado variable, si el objetivo se amerita un atentado contra personas físicas lo haremos sin alguna consideración, si el objetivo amerita solo la destrucción material-simbólica no dudaremos en actuar.”

Septiembre 2015 (1)

Pasaron ya varios inviernos desde que comenzamos a acechar y a atentar contra lo Ajeno, cobijados siempre ante la protección del manto de lo Oculto, nuestra palabra aunque tuvo un silencio relativo, se guardó paciente, y ahora la recobramos.

Bajo la complicidad de la criminalidad eco-extremista, esta vez nos hemos acompañado con los fieros miembros de Individualistas Tendiendo a lo Salvaje (ITS), para desenvolvernos indiscriminadamente en actos y experiencias, las cuales, potencializan la individualidad en el ámbito terrorista, por lo que hacemos nuestros los siguientes actos pasados y actuales:

-23 de marzo 2016: Nos sorprende la “puntualidad” de la prensa al mencionarnos en sus notas cuando un par de esbirros federales frustraron nuestro ataque, aquel que pretendía atentar contra la infraestructura de la civilización (junto a todo a aquel se atravesara), tomando como objetivo el puente vehicular del kilómetro 22+500 del Circuito Exterior Mexiquense, entre los municipios de Tultepec y Zumpango, en el Estado de México. (2)

En esa ocasión la prensa publicó:

(…) “cuando elementos de dicho grupo especializado de la CESC arribaron a la zona y realizaron sus primeros trabajos informaron que las bolsas de plástico escondían varios explosivos de alta peligrosidad…”

“Elementos del grupo táctico informaron que los citados artefactos explosivos son semejantes a los que explotaron y causaron severos daños a varias unidades del Mexibús de Ecatepec el pasado mes de octubre de 2015 (3), por lo que no se descarta que los responsables de ese ilícito sean los mismos delincuentes, situación que, según dijeron, ya dio pie a que se inicie con una serie de investigaciones para identificar, ubicar y detener a dichos malvivientes, pues evidentemente al parecer intentaban cometer otra más de sus fechorías.”

b7b6f839-fa6f-4800-868

Bueno, los periodistas y policías nos quitaron las palabras de la boca, de cualquier forma, nosotros, los malvivientes nos responsabilizamos del hecho, el que, por cierto, dada la delicadeza del asunto y sin conseguir atraparnos de nuevo, las autoridades tuvieron que negar TODO lo que habían declarado a la prensa ese día… (4)

-13 de octubre 2016: La estación del Metro Hidalgo en la Ciudad de México fue afectada a hora pico, decenas de autómatas usuarios inhalaron el humo de su asquerosa ciudad capital (5), según la prensa tres personas requirieron atención medica al intoxicarse por el humo, humo que iniciamos nosotros por medio de una simple herramienta incandescente prendida estaciones atrás y que hizo efecto en dicha estación, una de las estaciones más asquerosamente atascadas por la masa que quisimos ver aterrorizada. Con esto declaramos tres cosas:

-Una, que tal acto NO FUE UNA FALLA TÉCNICA como dijeron los medios, (6) empleando de nuevo, la vieja excusa con la que tratan siempre de encubrir ATENTADOS.

metrohidalgo

-Dos, es sorprendente la actitud pusilánime del ser humano moderno, pues muchos de los usuarios afectados no reaccionaron ni un poco al ver todo el humo que salía del andén, aun estando en un lugar cerrado, muchos prefirieron quedarse ahí y esperaron a que los desalojaran sin importarles un poco su integridad física, el ser humano moderno (de cualquier sociedad), se ha vuelto tan inútil que está acostumbrado a que alguien más le diga que hacer, en todos los aspectos de sus miserables vidas, en este caso, tuvieron que llegar las autoridades del metro para decirles que desalojaran la estación, si no hubiera sido así, el atentado hubiera dejado más intoxicados.

1019426_npadvhover-copia

-Tres, no es extraño que por medio de un elemento tan simple, el metro se llene de caos, ya habíamos experimentado esto el 25 de mayo de 2015 (junto con otras individualidades) en la misma estación, lo cual también funcionó. (7)

La sombra de Teotlapan Tlacochcalco Mictlampa nos ha cubierto una vez más, con ella avanzamos hacia lo Desconocido, asumiendo nuestra condición de humanos civilizados, pero al mismo tiempo aferrándonos a nuestras raíces más primitivas.

¡Complicidad con los grupos eco-extremistas VERDADEROS en Mexhico, en La Laguna (Coahuila) y en Caminos Teochichimecas (Jalisco)!

¡Fuerza para los grupos Terroristas Nihilistas!

¡Muerte a los híper-civilizados!

¡Saludando a los fieros grupos eco-extremistas de Chile, Brasil y Argentina!

¡Que viva la Mafia Eco-extremista!

Secta Pagana de la Montaña- Estado de México

Individualistas Tendiendo a lo Salvaje-Ciudad de México

-Clan de Popocatzin

Notas:

1) Primer comunicado de la Secta Pagana de la Montaña.

2) http://www.aztecanoticias.com.mx/notas/estados/247033/aseguran-4-kilos-de-explosivo-plastico-c4-en-edomex

3) http://www.animalpolitico.com/2015/10/detonan-explosivos-en-mexibus-hay-danos-en-tres-unidades/

4) http://www.sdpnoticias.com/local/edomex/2016/03/23/dejan-presunto-explosivo-casero-en-el-circuito-exterior-mexiquense

5) http://www.excelsior.com.mx/comunidad/2016/10/13/1122187

6) https://elsemanario.com/157410/humo-metro-hidalgo-sea-evacuado/

7) http://archivo.eluniversal.com.mx/ciudad-metropoli/2015/objeto-en-vias-provoca-fallas-en-estacion-hidalgo-del-metro-1087396.html

(tü) Çetin Sözler: Bir Eko-Aşırı Söyleşi

Saludamos cómplicemente y publicamos con alegría el trabajo de traducción al idioma turco del aporte, “Palabras duras: Una conversación eco-extremista”, el cual también está disponible en idioma inglés, español y portugués.

¡El bombardeo de difusión continua!


“Bu söz çok çetin! kim kabul edebilir?” (Yuhanna 6:60)

Bir okur olarak, yıllar boyunca eko-aşırılar ile yapılan söyleşilerin tamamı ile hiç memnun olmadık. Görüşmeyi yapan kimse ya kötü bir bilgiye sahip, kötü niyetli, yeni bir şey ile meşgul isteksiz görünüyordu, ya da sadece o kadar akıllı değildi. Her halükarda, bu konularda biraz daha bilgili olan bir okuyucu olarak, eko-aşırılığın, kökeni, ve son gelişmeleri ile ilgili bazı sorular sormak istiyorum. Böylece, bu konularda uzman, Revista Regresión’un ana editörü ve ITS-Meksika’nın bir üyesi, Xale, aşağıdaki soruları ve/veya düşünceleri yanıtladığı süre ile çok cömert davrandı.

Bu konuşmanın gazetecilik ruhu barındırdığını başlangıçta belirtmek gerekir. Biz sorduk ve bilgilendirmek için soruları yanıtladık, ve bu belge içindekiler öğüt vermek amaçlı değildir. Görüşmeci kendini ITS ve eko-aşırılıktan bağımsız olduğunu beyan eder, ve bu söyleşinin amacı yalnızca bilgilendirmek ve “eğlendirmek”.

Hadi başlayalım:

HH: Yeni ITS ve onun uluslararasılaşma evresininin başından beri, sizce eko-aşırılıktan öğrendiğiniz ders nedir?

Xale: Bu takvim yılı bizim için hareketin büyük bir kısmını gördü. Haberler, yeni suç ortaklıkları, ve eko-aşırı eylem ve metinlerin yeni karakteristiklerinin tümünü.

Bu eğilimin bir bireyci savunucusu olarak, bu yılki derslerde eko-aşırılığın genişlemesinde büyük değişiklik ve bunları tecrübe eden bireyciye bağlı olduğunu düşünüyorum. Şahsen konuşmuşken seçili hedeflere karşı aşırı eylemlerle ilgili niteliksel bir ilerleme olduğunu düşünüyorum. Zeki okuyucu medeniyet ve onun ilerlemesinden bahsettiğimi anlayacaktır.

ITS’nin Şili’li üyeleri yalnızca bir litre ya da daha az yanıcı sıvı ile çok şey yapabildiğini bize göstermiştir. Onlar sırayla, Şubat ve Mayıs’ta, Transantiago otobüs ve Vivo alışveriş merkezini üstlendiler. Onlar ayrıca cıhazın çalışmadığı bazı durumlarda, tehdit altında olsa bile, nasıl olduğunu bize öğrettiler. Orada cesaretsizlik yok ve soğukkanlılıkla savaş devam ediyor.

Arjantin’deki ITS’nin eko-aşırı yandaşları da bize özel bir terrorist ve gelişigüzel davranış gösterdi.  En son Mayıs ve Haziran aylarında, okullar, üniversiteler, ve tren istasyonundaki bomba tehditleri tüm biçimleriyle ve köşesinin tümünde uygar insan yaşamını hiçe sayan bir eğilim göstermekte. Bu ayrıca Buenos Aires’de bir çift süpermaketlerde dağıtılan düzinelerce Coca-Cola şişelerini zehirlemek için sorumluluk aldığı onların en son Ağustos bildirisi okunduktan sonra da belirgindir. Bu anlamda onlar alışılması güç bir şekilde hiper-uygarlığın sosyal ve fiziksel refahını tehdit etti.

Brezilya’daki eko-aşırılar da geçtiğimiz günlerde sürpriz unsur göstererek, ITS’ye katıldı. Onlar vahşice saldırdı ve ITS’nin tehdidini öngürülemez olduğunu gösterdi. Bu saygısız tutum Brezilya’daki bir alışveriş merkezinde patlatılan üç kilo patlayıcı toz ile kendini gösterdi. Saldırı araştırmak ve sorumlular için arama yapmak zorunda olduğundan beri yetkililerin moralini bozmaya bırakır. Bu saldırganlar şimdi daha fazla yayılmayı tehdit edercesine dört ülkede mevcut bir eğilimin parçasıdır.

Meksika’daki eko-aşırılar, ITS’nin uluslararası proje olarak kurulduğu, ayrıca birçok derslerin gösterildiği yer. Onlar UNAM’ın Kimya Bölümü Hizmetleri Şefine karşı öldürücü saldırısı sadece bir bıçak ile belirli bir anda hiper-uygarlığa saldırılabilir kolaylığını göstermeyi amaçladı. Bu hedefi vurarak, onlar kendi sahasında çalışmanın en ileri odakta vurmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Bu suikast yetkililere Üniversite Şehri’nde geçmiş saldırıların örtbas edilmemesi gereken bir ders olduğunu öğretir.

Patlayıcılarla sürekli saldırılar aynı zamanda kendi saldırı yeteneği, tektiklerin çeşitliliği, ve bu saldırılar örtbas olsa bile onların üretken aktivitelerini gösterir.

2011’deki eski ITS ulusal olarak dallanma üzerine kuruldu. Bu yıldan 2013 yılına kadar Meksika Şehri, Meksika Devleti, Morelos, Hidalgo, Coahuila, Veracruz ve Guanajuato’ya yayıldı. Bu süre boyunca, genişleme zorlukla durduruldu. Şimdi ITS-Meksika yalnızca Meksika Şehri, Meksika Devleti, Jalisco, ve Coahuila’da bölgesel bir varlık göstermektedir. Şimdi uluslararasılaşmış olsa da, bu projenin azmi ve sürekliliğini gösterir.

Teori konusuna da değinen Eko-aşırılık bu konuda büyümektedir. RS[Vahşi İçgüdü] zamanında RS fraksiyonları ile birlikte Revista Regresión editörleri eğilim için bir temel teorik eğitim verdiğine inanıyorum. Bunlar tüm bu kendi pagan animizimin yanı sıra yabancı onların düşmanca tavrını geri kazanmak, bu bölgenin avcı-toplayıcı göçebe topluluklarıyla çalışmaya yoğunlaştı. RS devrinin sonu ile, biz bu temalarda “bir dinlenmeye” verdik ve daha çok pratik üzerinde durduk. Diğer teorisyenler, bununla birlikte, tembelliğe toplandı. Ben Chahta-Ima’nın bu yeni döngüde en önemli eko-aşırı kuramcı olduğunu düşünüyorum. Onun deneme ve araştırmaları tarihteki saldırı veya saldırıyı sürdürmeyi tarihteki temelleri vererek diğer bireyselliklerin gelişmesi için temel olmuştur.

Eko-aşırılıkçı teori ve pratik gerektirir. Erkek ya da kadının bilmesi ve yapması gerekir. Onlar öğrenmeli ve aynı zamanda silah kardeşlerini öğretmelidir.

Genel olarak konuşursak, eko-aşırılıkta “geleceğin planı” yoktur. Bu “program çerçevesinde” hareket etmez. Bu esasen mücadelenin yöntemi herhangi geleceğin ana hattı değildir. Takip etmek için bir stratejisi yoktur. Biz eko kendiliğinden hareket eder, bir eylemin bir tepki çoğalması için elverişli olup olmadığını tartarız.  Biz hayvani içgüdüleri takip ederiz ve göçebe güvercin gibi, savaşçı mirasımız ile devam ederiz, kayboluruz.

HH: Ben insanların eko-aşırılıkçı literatür okumanın “soğukkanlı savaşın” rolünü anlamadıklarını düşünüyorum. Ben bu konunun daha önce açıklandığını biliyorum, fakat siz yine de onların güç ağları veya her türlü saldırının yerine odaklanması gerektiğini belirten eko-aşırılıkçı eylemlerin eleştirilerini bulabilirsiniz. Devlet bu eko-aşırılıkçı eylemlerin kötü tat(bombalarla) ya da psikopat cinayetle(UNAM’da yapılsa da) şakalardan herhangi bir şey aralığında olduğunu belirtiyor.  Bu “soğukkanlı savaş” olarak bilinen bir taktiğin parçası olan tüm bu olan eylemlerin içinde gömülmüş değil. “Radar altında” olmak, aldatmaca, gelişigüzel saldırı, vb. sadece medeniyetin(dürüst olmak gerekirse, hedeflemek ve tahip olması oldukça zordur, bu tekrar aptal kitlelere “kazançlı bir iş” sağlayarak yeniden oluşturur) altyapısına karşı vurmaya hizmet etmiyor. Bu eylemlerin amacı da “yatağın altındaki canavar” gibi olması: Bu uygarlığın kendine karşı yarattığı bir tehdittir. Benim için, en azından, eko-aşırılığın bu aşaması ITS ve diğer grupların bu yönünü vurgulamıştır.

Xale: Elbette, “kötü tat içindeki şaka” olarak ya “katil psikopatlar” tarafından yürütülen ITS ve diğer grupların eylemlerine göndermeler yapan insanlar muhtemelen medeniyetin bir oyununa karşı savaşı olduğunu düşünüyorum. Belki onlar bu güç ağları veya benzeri hedeflere saldırmakla ilgili olduğunu düşünüyor. Biz ve diğer eko-aşırılıkçılar artık bu düşüncedeyiz. Biz GERÇEK savaşdaki gibi, medeniyete karşı bir “topyekün savaş” yürütmeyi inanıyoruz ve böylece eylemlerin diğer radikallere ya da onların  medyasını etkilediğinde “kabul edilebilir” olup olmadığı konusunda endişelenmiyoruz. ITS’nin eylemleri diğerlerinden hoşnutsuzluğa neden oluyor, ya da  rahatsız edici ya dayanılmaz ise, Eko-aşırılığın istediği tam da budur. Bu Uygarlığa karşı Savaş ciddiye alınmalı ve gerçekten tüm insan ilerlemesi ölümü nefret bireysellik tarafından yürütülmesi gerektiğini göstermek içindir. Kan dökülmelidir, bu Savaş olduğundan yaralı ve ölüm olmalıdır. Yapmak istediğimiz budur ve bu gerçeği kabul etmekte tereddüt etmiyoruz.

Son zamanlarda Batı dünyası bir “psikopat” “bir paralı asker”, vb olarak herhangi bir aşırı şiddet eylemini gerçekleştiren herkesi sınıflandırmıştır. İslam Devleti’nin eylemlerine baktığımızda ve gerçekten de bir ruhsal bozukluk veya senin ne olduğunun düzeyine indirgeyerek, hükümetler ve onların medyasının büyük nedenleri aşağılayıcı olduğunu gördüğümüz budur. Batının değerlerini paylaşan eko-aşırıları iftirada bulunan bu stratejiyi takip eden insanlar o zaman anlaşılabilir.

HH: Eko-aşırılık ve nihilizm arasındaki ilişki nedir? Nihilist Terörizmin İtalya’da ve belki bazı yerlerde eko-aşırılığın “dalı” gibi göründüğü için soruyorum.

Xale: Bir süre önce nihilist terörist eğilim ortaya çıktı ve eko-aşırılıkla yan yana gelmiştir. Bu eğilim pasif değildir ve uygarlığın temel ahlaki değerlerinin tümünü reddeder. İtalya’daki bireyselliklerin bazı grupların savunduğu Nihilist Terörizm ve özellikle modeli tamamen bizim eko-aşırıların çok eleştirdiği humanizm ve ilericiliğe karşı olduğundan beri güvenilir yakınlık bulduğumuz bir felsefedir.

Ben Amerika kıtasındaki bireycilerin eko-aşırılık ile sempati hissettiklerini inanıyorum ve bu ITS’nin genişlemesi ile görülebiliyor. Belirli gruplar, kuşkusuz küçük fakat önemli yönleri bu eğilim tarafından kabul edilmiştir. Fakat özellikle “Latin Amerikalılar”ın daha çok nihilizme doğru çizilmiş gibi görünen Avrupalılara kıyasla kendilerine çizilmiş olduğunu fark ettim. Fakat bu noktada, eko-aşırılık ve nihilizm birlikte yürür.

Bu eko-aşırılığın atalarımızın çağrısından beri, bu eğilimi ilgi hisseden dünyanın bu tarafında topraklarda yaşadığımızdan olağandışı değil. Bu yerli ayrılıkçı veya yerli kimliğin bir savaşı değil, yada bu herhangi bir siyasi anlam taşımaz. Hayır, bu atalarımızdan kalma bir savaş. Biz büyük babalarımızın ölüsünü çağırıyoruz ve onlar bize sahip çıkıyor. Herhangi bir bireyci Teochichimecas, Yahis, Selknam, Amazon kabilelerinin büyük bir çeşitliliği olmaya, kanındaki eskilerin şiddetliliğini hisseder. Şüphesiz onlar söylediklerimiz ve yaptıklarımızı görmek için üzerimizden bakıyorlar. Bunun genetik bir soru(bilimsel açıdan sınamaya ) olduğuna inanıyorum.  Birçok eko-aşırılar hâlâ yerli ailelerden gelir: Çatışmada hayatlarını verenlerle devam etmemizi sağlayan bu dürtüler. Söylemek gerekirse, Biz bu mücadelede yalnız değiliz, hala gerekli her türlü araçlarla kendimizi savunmak için vahşi çağrıya kulak veriyoruz.

Tarihsel olarak, Amerika on altıncı yüzyılda beyazlar tarafından işgal edildi, ve onlarla birlikte yıkım, salgınlar ve felaketler geldi. Onlar bizim kutsal topraklarımızı tecavüz ettiler, ölü mezarlarımızı kirlettiler, büyüklerimizi öldürdüler, kadınlarımızı esir aldılar, çocuklarımızı sattılar, evlerimizi yaktılar, zengin toprakları elimizden aldılar ve en saygısız şekilde atalarımızı aşağıladılar. Onlar saygıyla avladığımız avları öldürdüler, ruhlarımıza alay ettiler ve dil ve kültürümüzü yok ettiler; Affı onlara bıraktılar ve tüm bu ve daha fazlası nispeten kısa bir süre olan, sadece 500 yıl içinde. Bugün durum artık tek bir ırktır, artık vahşeti taahhüt eden beyaz adamın meselesidir fakat daha çok bir bütün olarak medeniyet. Bizim artık savaşmak için bir nedenimiz var, ortak bir dil, gelenek ve çevreyi paylaşan bir topluluğumuz yok. Büyükler artık bize ataların bilgeliğini kazandırır. Onlar yıllardır bizi evcilleştirdi. Büyük şehirleri bizi yaşamamız için yaptılar, kentlerde hayatta kalmak ve bunun için köle gibi çalışmak için paraya ihtiyaç duydular. Bize bilimin herşeyi açıklayabildiğini veya dinin ebedi kurtuluş olduğunu inandırdılar. Bizi eğitmek için okula kapattılar. Modernite ve din, ilerleme ve monotonluk, uyuşturucu ve eğlence, humanizm ve şiddetsizlik ile örttükleri bizden uzaktaki savaşçı ruhu almaya çalıştılar. Onlar düşmanlarına gizlice yaklaşan, oklarla onları vuran, onların kafa derisini yüzen, onların oklarının noktalarını sürdürmek için kendi liflerini çıkaran atalarımızın lanetli geçmişini derin bir mezara gömmeye çalıştılar; onlar komplo kurdular, ve ölümüne savaştılar. Xale, Teochichimeca tlatoani(lider) benimle yaşıyor. O kent boyunca bu gelişigüzel yankıların gök gürültüsü içinde, fırtınalı rüzgarda benimle konuşuyor. O mesquite[1]nin gölgesinde, güneşe doğru büyüyen Dragon’un kanında, nehrin yosununda bana fısıldıyor. O dağ geyiğin bir parçası olarak, dağın buz gibi soğuk, geceleyin hareketlenen çakalın gözünde, alevlerin içinde beni uyandırıyor. O konuşur, bana fısıldar, öğretir ve beni yönlendirir. Ben tek başına ya da sürü ile saldırılarda başarı sağladığımda o kendimi hayvana dönüştürmeyi öğretti. O her eko-aşırının aynı zamanda ona eşlik eden bir ruha sahip olduğunu bana söyledi. Bu düşüncelere sahip olmamızın asıl amacının ama düşmanımız için tehlikeli olduğumuz ve en önemli şeylerden birinin de bu intikamın korkunç olacağını bana söyledi.

HH: Doğrusu, Avrupa’nın nihilist-teröristlerin kendilerini ifade etmelerinin kendine özgü tarzı var gibi geliyor bana.  Fakat genel olarak benzer eylem içinde görünüyor. Diğer bölgelerdeki bazı nihilistler eko-aşırılığın herhangi “ahlakçı” eylemi gerçekleştimeyi düşünenleri utandırmaya çalıştığını düşünüyor. Avrupa’da müttefiğin olarak benzer anlamda bir nihilist olmadığını biliyorum, fakat senin düşüncene göre, fiziksel olarak bu topluma saldırı olmadan bir nihilist olunabilir mi? Bazı nihilistler “Ego”larının aslında hiçbirşeye saldırıyı arzulamadığını, ve istedikleri herşeyi yapmanın daha iyi olduğunu düşünüyorlar.

Xale: Bu saldırının onların düşüncenin önemli bir parçası olmadığını belirten bir, pasif nihilistin karakteristik tutumudur. Bu nihilizmin modern çağda bu tür varyasyonlar ya da yanlış beyanlar olduğu anlaşılabilir, fakat bu düşüncenin asıl öğretisine uymuyor. Rusya’da Ekim Devrimi öncesinde, Çarlık Rusya’sını uçuruma doğru iten seçici ve gelişigüzel saldırıları yürüten gizli topluluklardaki kadın ve erkeklerin çok sayıda olduğu bilinmektedir. Bunlar dehşet verici nihilizmin kurucularıydı. Bu kadın ve erkekler toplumu yaralamayı amaçladı, zamanın toplumsal ve ekonomik hastalıklarından sorumlu olanlara atmak için bomba yapan onlar; rejimin güçleri ile çatışmaya doğru sürüldüler. Bıçaklayan ve elleri kanlı lekeli olanlar vardı; onların zamanı için oldukça gelişmişti. Bugün onlar “sakinleşti”, yeni nihilistler hiçbir şey yapmadan kendini eleştiriye adamıştır. Onlar yumuşamış ve kendi ataletin bataklığına saplandı. Sanatta(¡) bile esas olarak nihilizmin bir felsefi anlatısı var, fakat bu da “nihilizm”dir. Tüm bunlardan çıkardığım, hatta çağımızın zevklerinin arasında, gerçek düşünürler gibi aynı biçimde topluma karşı koyan gerçek nihilistler var. İtalya’da, “Özgür Ölümün Nihilist Tarikatı”, “Memento Mori Nihilist Tarikatı” ve  “Cenaze Nihilist Terörist Klan” örnekleri bulunmaktadır.

HH: Bu soruya ilişkin olarak, Bir farklılık gibi görünen ITS’nin ilk aşamasında ve RS ile yerli / vahşi / pagan köklerine dönmüş olan Reacción Salvaje arasında bir farklılık görünüyor. Hatta şimdi bile “Chicomoztoc,” vb. göndermeleri vardır. Fakat diğer düşünceler ve şeyleri anlamanın yolları bir açıklığın lehine günümüzde bu yönüyle azaldığını algılıyorum. Bu algının doğru olduğunu düşünüyor musun? Bu eko-aşırılığın genişlemesinin gerekli bir parçası mı?

Xale: Evet, eko-aşırılığın bu aşamasında, ilk tepki belirttiğimiz gibi, son zamanlarda okuyan ve paganizmin meselesinden bahsettiğimizden beri, biraz yerli grupların başvurularını kenara koyduk.

Yerli tema tarafından ilgilenilen bu değişim geç yayınlanmanın yanı sıra Revista Regresión’un içeriğinde bu tebliğler de görülebilir. Ve belirttiğiniz gibi, nihilizm ve suç faaliyetlerini ilgilendiren diğer sorulara bir açıklık getirmiştir. Biz yerli halkların savaşına odaklanmaktan ziyade daha önemli bu temalar üzerinde konuşmayı dikkate aldık çünkü bu olmadığını açıklamak gerekir. Hayır, bu eko-aşırı eğilime uygun diğer türevleri genişletmek istediğimiz geçerli durumdur.

RS ile yerli savaş merkezli bir somut çalışma vardı, ve aslında bu grubun tebliğlerinin çoğu atalarımızdan miras kalan referanslardı. Fakat bu döngü, ve teorik ve pratiklerimize katılan daha fazla bireylerle yaptıktan sonra, eğilimi güçlendirmek için diğer temalarla bir açıklığa kavuşturmak gerekir.

HH: İlginç olan şey ister istemez ne yasadışılık ne de uygarlığa karşı savaşa yol açmayan Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi yerlerde “yerli olmak”. Pek çok modern kabileler neredeyse işletmeler gibi çalışır. Onlar gazinolara sahipler ya da topraklarını petrol ve doğalgaz arama, vb için kiralar. Buna rağmen, bazı eleştirmenler eko-aşırılığın hasta anti-sosyal nedenleri için “ölü yerli halkların” anısını istismar ettiğini belirtir. Uygarlığa karşıt(ve bazen müttefik) olmayan bugünün yerli halklarıyla eko-aşırılık arasındaki ilişki nasıl nitelendirilir?

Xale: Bu eleştiri her zaman beni çok güldürür. “Ölü yerli halkların” anılarını istismar ettiğimizi söylemek sadece eleştirmenin bu tür bahane listesini uzatır. Eko-aşırılar hiç kimsenin anısını istismar etmiyor. Aynı söylemle tecavüz ve çocuk fuhuşu, organ ticareti, cesetlerle seks, ve hiper-uygarın körelmiş zihninden ortaya çıkan diğer hastalıklar tarafından haklı olsaydık “anti-sosyal deli  insanlar” olacaktık. Fakat biz sadece medeniyete karşı politik olarak uygunsuz eylemler, atalarımız tarafından yapılmış eylemler,  ve hatta bazı modern kabileleri haklı gösterdiği gibi, bu eleştiri tamamen yanlıştır.

Dünyanın bir çok yerinde kendi topraklarını tahrip eden büyük şirketlere suç ortaklığı olan birçok yerel ve yerli grupları inkar edecek değilim. Meksika’da bile geleneklerden ayrılan ve Batı Amerikalı uygulamaları benimsemiş olan birçok yerel halkları inkar edecek değilim. Bu genellikle büyük şirketler tarafından zorunlu olarak bulundukları ortama zarar vermeye yol açar. Elleri üzerinde egemen toplumun içine dikkatini vermeyen kabileleri sayabilirsiniz; çok az vardır.  Yerli halkların kendi kökenlerinden yola saptığı bir çok durumda diyebilirim ki ancak onlar modern yaşam tarzına adapte olmak istiyorlar çünkü bunu kendi iradeleriyle yapıyorlar. Diğer durumlarda, ancak, onlar bunu yapmak için manipüle edilir ve kültürel kökenlerinden sapmak ve şehirlerde zombi yürüyüşüne katılmak için zorlayıcıyı koşullar koyulur. İşte ucuz işgücü elde etmek için şirketlerin tenha köylere gelmesi çok iyi bilinen bir durumdur, ve onlar tamamen yanlış olduğu ortaya çıktığında, iyi para ve varlık konforu alacağı için oradaki yerli halkı şehirlere çalışmaya ikna ederler. Şirketler artık onlara ihtiyaç duymadığında, onları orada kaderlerine terkederler. Öyleyse Meksika sermayesi olarak canavar gibi bir şehirde hayatta kalmalıyız, ve eğer bir yabancıysanız burada sokaklarda hayatta kalmak çok acımasızdır.  Bu nedenle, yerli halk sonunda evsiz uyuşturucu bağımlısı, ya da hapiste, veya ölü oluyor. Kesinlikle, üzücü bir durum, fakat gündelik gerçekliğin bir parçası.

HH: Eko-aşırılığın anarşizm ile çok karmaşık bir ilişkisi vardır. Bazen bu tür ifadeler “Anarşi anarşizm değildir” olarak çıkar. Bir anarşist ve eko-aşırılık ile uyumlu olabilir mi? Bu nasıl olurdu?

Xale: Ben gömülen ve uzun zamandır unutulmuş anarşistlerin işlediği dehşet verici anarşist teröristlerin eylemlerini anlatan, Revista Regresión’un No. 6 sayısı için, “Gelişigüzel anarşistler” başlıklı bir makalenin yazımını ancak bitirdim. Metnin içinde anarko-haydutlar ve onların zamanındaki anarko-humanistler arasında bir kavga söz konusu. Bunun nedeni geçmişte masum seyircilere zarar verilmesine bakılmaksızın hedeflerine saldırdıkları gerçeğidir. Bu “gelişigüzel saldırılar” bugünün anarşistleri arasında çekişme noktası olmuş bir pratik olarak sınıflandırılabilir.

Yakında yayınlanacak olan bu metin ile, geleneksel anarşist hareketin büyük çoğunluğu tarafından anlaşılabilecek anarşizm ile ilişkili olan ahlaki ve ahlakın politik kodlarını ihlal eden, 19. yüzyılda bazı anarşistlerin gelişigüzel eylemleri kanıt olarak gösterilebilir.

Bu metin ile ayrıca resmi ya da gayri resmi tarihin onları onları bırakmak istediği mezardan beri bu anarkoları diriltmeyi hedefliyoruz(sadece geçici olarak).

Örneğin, 1900 yıllarında Di Giovanni’nin terörist eylemleriyle ödü kopan toplumsal anarşistleri okumak eğlenceli. Bazı çağdaş anarşistlerin “haydutlar”, “insanlık dışı”, “onlar yoldaşımız değil”, “onları hareketimize dahil etmeyelim”,”rastgele saldırılar korkaklar için”, vb çağrımızı, yani, saldırılarımızı öğrendiklerinde aynı reaksiyona sahip oldukları anlaşılmazdır.

Soruya cevap olarak, bence öncelikli olarak şeytani ve terörist karakteristiklerini kararlı bir şekilde muhafaza ederse, bu anarşistler eko-aşırılara müttefik olabilirler.  Öte yandan, toplum hakkında endişe eden ve “daha iyi bir dünya” hayalleri kuran humanist anarşistler eko-aşırılığın müttefiki olamazlar.

HH: Eko-aşırıcılığa sempati duyan bir anarşist ile bunu şiddetle reddeden bir anarşist arasındaki fark ne olurdu?

Xale: Önemli farklılıklar olurdu. Aslında, eko-aşırılığa sempati duyan anarşist “Devlet-Sermaye” olmaksızın daha iyi bir dünya amaçlayan humanizmi ve ilerlemeciliği sarsarak, geleneksel anarşist düşünürlerin söylediği şeyin çoğunu yıkardı. O ütapyaları bir kenara bırakıp kendimizi bulduğumuz mevcut çöküntü ve karamsarlığa odaklanırdı. Mevcut koşullarda bir birey rolü üstlenir ve ona göre davranırdı. O insanoğlunu (felsefi anlamda) göz ardı etmek durumunda kalırdı. Hasarın kökenine bakmaksızın soğuk ve hesaplı bir şekilde davranırdı. Cesurca anarşistler gibi Di Giovanni, Mario Buda, Santiago Salvador’a benzerdi.

HH: “Toplumsal” anarşizm bana kitlelerin eski siyasetinin bir mirası gibi geliyor. Hiç anarşist olmadığım ve dürüst olmak gerekirse geçmişi iyi bilmediğim için, gerçekten çok fazla şey söyleyemem. Öte yandan, bahsettiğiniz çok sayıda bireyci eylemin 1917’de Rusya’da, 1930’da İspanya’da, vb olarak, “Devrimlerin modern çağı”ndan önce gerçekleştiğinden kuşkuluyum. Dünyanın geri kalanı(politik ya da değil) şimdiden sahip olsa bile, sosyal anarşistler tarihin bu bölümünü kapatırken büyük sıkıntı yaşamaktadır. Dünyanın geri kalanı sokakta ya da her nerdeyse savaşçı kitlelerin bu konuşmasını reddetti. Aşırı İslam’da bile, geleneksel bir savaş söz konusu olmadığında, saldırıların çoğu bireysel ve gelişigüzeldir. Fakat toplumsal anarşist “yeni şafak” yaratmak için “kitleleri uyandırmak” fikrinden kendini ayıramaz çünkü eski analizden vazgeçemez ya da umudu uzağa götürür ve tiksindirici bir nihilist eko-aşırı ya da buna benzer bir şey olmalılar.

Xale: Sözünü ettiğim bu lanetli anarşi Bolşevik Devrim öncesi ve sonrasında ve 1936’daki İspanyol İç Savaşı öncesinde ve sonrasında yaşanan tarihi durumdur.

Örneğin, Santiago Salvador Kasım 1893’te Barselona’daki Liceo Büyük Tiyatrosu’na saldırırken yalnız hareket etti. Bu arkadaşı Paulio Pallás’ın(O yılın eylül ayında Barselona’daki bir askeri geçit töreni sırasında General Martínez Campos’a saldıran başka anarşist terörist. Terörist aracından bir çift bomba atar, ve general iki general ile birlikte bir bekçinin öldüğü saldırıda yaralanır. Ayrıca yaralanan düzinelerce seyirci vardır.) işten çıkaran departman tarafından öldürülmesinin intikamıydı. Salvador zemine ya da sert bir yüzeye vurduğunda patlayan günün anarşistleri arasında çok popüler bir bomba olan, iki Orsini bombasını elbisesine sakladı. Terörist operanın mola vermesini bekledi ve balkondan halka rastgele olarak iki bomba attı. İlk bomba cehennemden sağırlaştıran bir ses çıkardı ve insan eti, kan ve parçalar her yere dağıldı. İkincisi ilk patlamada yaralanan bir kadının süslü elbisesine girdi, ancak elbise bombanın etkisini azalttığı için patlamadı. Bu anarşist saldırı 22 ölü ve 35 ağır yaralı bıraktı.

Belki birçok çağdaş anarşist bu saldırının yazarının onların politik öncülerinden biri olduğunu hatırlamaz. O anda toplumun ve sistemin korkunç bir düşmanı olan, böyle bir sembolik kişilik, unutuldu(diğerleri gibi). Elbette, hala, aramızda onu hatırlayan kişiler var.

HH: “Vahşileşme” terimiyle ilgili belirsizlik var. Bazen eko-aşırıların medeniyete bağımlı kalmamak için elinden gelen gayreti göstermeleri gerektiği söyleniyor, fakat aynı zamanda “gelecek yok”. “Vahşileşme”nin tanımlanan bir konumu var mı ya da her bir eko-aşırıya bağlı mı?

Xale: Anladığımız vahşileşme, Yankee[2] eko-radikallerinin anlayışından biraz farklı. Bu terimi kullananların ilk onlar olduğuna inanıyorum. Onlar için anlamı her zaman çevrenin korunması ve doğal ortamın insanların daha sonra vahşileşebileceği kentsel alanlara yayılmasına ilişkin, vahşi doğanın lehine eylemler belirlemektir.

Şahsen, şehirde doğmamış bazı eko-aşırıların coğrafi olarak bilinen “Meksika” içinde bir yerde göçebe yaşamlarını liderlik edenleri biliyorum. Bir süre dışarı çıkıyor, yerlerine geri dönüyor ve medeniyete saldırmaya karar veriyorlar. Çok etkili bir strateji.

Eko-aşırının bu türü kendini vahşi doğada vahşileştirmeye karar verir: Göçebe gibi dolaşmak, nasıl avlanılacağını bilmek, sürtünerek ateş yapmak, hayvan derilerini kullanmak, yiyecek toplamak, vb.  Kişisel olarak hayat tarzlarına saygı duyuyorum ve bunu yaşamak istiyorlarsa bunu göz önünde bulunduruyorum, herşeye hazırım. Her halükârda, vahşi doğayla sürekli temas halinde olmak sizi güzel bir şey yapar. Her zaman ona daha büyük bir değer verirsin. Eko-aşırının bu türü geleceğin olmayacağını da bilir. Bu yüzden tümüyle yok edilmeden önce vahşi doğada ayaktadır. Neyseki Meksika’da dünyanın diğer bölgeleriyle karşılaştırıldığında var olmayan vahşi yerler burada var.

Öte yandan, şehrin eko-aşırıları da kendilerini kendi yollarıyla bireysel olarak “yeniden yaratıyor”. Çoğumuz “göçebe” eko-aşırıların belirlenen durumlarda nasıl yapabileceğini biliyoruz. Fakat şehirlerde birinin nasıl hareket edeceğini ve “koyun postuna bürünmüş kurt” olacağını bilmesi gerekir. Şehir eko-aşırıları bir düşmanın yaşamını ele geçirirken, savaş yürütmek, saldırmak, pusuya atmak, otoriterlerden kurtulmak, ele geçirmek, silah kullanmak ve son nefesin tadını çıkarmak gerektiğini bilmeliler. Bunların hepsi de yeniden yaratılırken can sıkıcı: atalarımızdan miras kalan bir çatışmada ilkele dönmek; eskilerin kullandıkları taktikleri ancak kendi koşullarımızda uygulamaya koymak. Aslında, ITS’nin gerçekleştirdiği cinayet “bireyci vahşileşmeyi” temsil eder. UNAM çalışanına suikast düzenlenmesi sadece onu saf dışı bırakmak ve bu harekete olumsuz tepki vermek değil, daha doğrusu aynı hareketle, ITS üyeleri çocukluk çağıdan itibaren Batı değerlerinin dayattığı bıçak darbeleri ile az kalsın öldüren, içindeki uygar kişiyi öldürdü.

Benim ve kendim için, kent ve dışındaki eko-aşırılarında gelecek yok; sadece şimdi var. Kendimiz dışında savaşacak bir şey yok. Kendimizi vahşileştirmek avcılar gibi hareket etmeyi bilmek, düşmanı gizlice izlemeyi öğrenmek, kendinden nefret etmek, kan dökmek, kafa derisi yüzmek ve ölüme kafa derisi sunmatır. Ama aynı zamanda vahşi doğayı bilmek, vahşi doğada kendinizi kaybetmek, mevsimin döngüsüyle temas halinde olmak; bunu bilmek, nefes almak ve sevmek.

HH: Bazı insanlar anarşizmi reddettiklerinden beri, eko-aşırılığı otoritenin lehine olmakla suçladı. Eko-aşırıcılık “otorite” ile ilgili somut bir konuma mı sahiptir ya da bu bağlamda çok fazla eğitsel soru var mı?

Xale: Bu otoritenin insan toplumlarında önemli bir yeri olduğunu inkar edemezsin. Her çok eski etnik grupta, savaşta olduğu kadar manevi konularda da daima bir lider vardı. Yemek toplayan kadın zor zamanlarda kabilenin “başı” olarak, av kötü geçtiğinde bir tür lider olarak düşünülebilirdi. Sadece nispeten yakın bir tarihte otoriter yaklaşımın yükselişi ile otoritenin olumsuz yüzünü gördük. “Bize zorla bir şeyler zorlamak” isteyen somut bir fenomen haline dönüştürüldü. Zira beynimizde sıkışmış olan Batı kültürü yüzünden. Zorunlu eğitim bize ne yapacağımızı veya söyleyeceğimizi söyleyen bir otorite figürünün eşlik ettiği, eğitim aldığımız modeldir. Belli bir noktaya kadar, birçoğunun zararlı ve istilacı otoriteyi dikkate aldığı anlaşılabilir bir durumdur.

Otoriteyi başka gözlerle görmek için Batı kültürünü atmak gerekiyor; her ne pahasına olursa olsun bize bir şeyler empoze etmek isteyen bir otorite figürü ile onun bilgisi dolayısıyla değerli öğretileri bize veren bir otorite figüründen ayırt etmek.

Böylece, çalıların etrafında pataklanmaksızın eko-aşırılığın otoriteyi şeytanlaştırmadığını söyleyebilirim, ve örneğin, anarşistlerin yaptığı gibi onu reddetmeyiz. Bunun nedeni sadece olumsuz yönünü Batı tarzıyla görmüyor olmamız, fakat ayrıca yerli halkın gördüğü otoritenin olumlu tarafını da görüyoruz. Aslında pek çok anarşist grup lider ya da otorite figürlerine sahipti. Onları “takip etmeye bir örnek” gibi, farklı bir adla söyleyebilirler, fakat bu başka hikaye. Anarko-haydutlar, vb örneklerinde de, daha büyük bir tavrı, geri kalanını kışkırtan, inisiyatifi en çok alan ve daha ayrıntılı bilgi olan bir anarşistin olduğunu söyleyebiliriz. Bir örnek vermek gerekirse, Di Giovanni kitap ve gazete kurgularının bombalanması dahil, kendini “anarko-Fransiskenlerin[3]” iftiralarından korumak için mektup yazması, istenmeyen kişilerin infaz edilmesi ve soygunlar vb, yaptığı herşeyin sorumluluğundan dolayı ekibin lideriydi. Soygunda en çok tecrübeye sahip olduğu için Fransa’daki soyguncular grubuna öncülük eden kişi Bonnot’du.  Miguel Arcángel Rosigna neredeyse mükemmel yöntembilim ve istihbarat nedeniyle soygun ve hapishane firarı yaparak Uruguay’da bir grup soyguncuyu yöneten kişiydi.

Bakunin bile bir otorite figürü olarak düşünülebilir, fakat burada anarşist okuyucuyu çıldırmak değildir. O teorileri ile faydalı öğretileri olan yararlı bir otorite örneğidir. Bu nedenle, anarşist hareket düşmanlarına karşı bir tehdit haline gelmiştir.

Dolayısıyla sorunuzu yavaş yavaş yanıtlarken, otoritenin eko-aşırının soyut bir teması olduğunu düşünüyorum. Onu kabul etmemizde herhangi bir problemimiz olmadığı için özel önem vermiyoruz.

HH: Geleneksel olarak bu gibi şeyler olmadığında, Solculuk ve anarşizmin(geleneksel) mutlâk bir metafizik kategori olarak ele aldığı doğrudur. Hiçbir şey yapamayan, tamamen evcilleştirilmiş olan modern insanı suçluyorum ve bu nedenle otorite meselesine takıntı yapmaktadır. Diğer toplumlarda, otorite karizmatikti. En ilkel gruplarda bile, hoşunuza giden ya da gitmeyen bir davranış izlemeniz gereken yasalar ve sosyal prensipler vardı. Geçenlerde modern anarşistin ilkel grup topluluğunda iş yapamayacağını söyleyen birini okudum çünkü onların rolleri grup içinde tanımlanacak ve yükümlülüklerden kaçınamayacaksınız. Ve devlet ya da polis olmaksızın hepsi, zihninizde. Öte yandan, toplumsal anarşist “yoldaşlar” ya da her ne derlerse  aralarında dayanışma ve karşılıklılıkla tamamen bağlı görünmektedir. Ama bu ahlak hiç sorgulanmaz…

Xale: sana katılıyorum ki anarko-ilkelci eğer birine katılmaya çalışacak olsaydı, kesinlikle ilkel gruptan bir köpek gibi atılmış olurdu. Elbette her zaman bir şey hakkında sızlanırlardı ve başkalarının şamanı ya da buna benzer birşeye karşı isyan etmeye iterlerdi.

HH: Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki pek çok okurun, eko-aşırıcılığı onlar için olmadığını, devletin çok güçlü olduğunu ve eko-aşırıcı eylemin mümkün olmadığı görüşünde olduğunu düşünüyorum. Direkt olarak hapishaneye atılmadan veya polis tarafından vurulmadan Birleşik Devletler’de eko-aşırıcı olmanın bir yolu var mı?

Xale: Eko-aşırılığın mümkün olmadığını düşünen insanların samimi olduğuna inanıyorum çünkü Amerika’da yakalanmadan hareket etme yollarını düşünemeyen korkak insanları konuşmak gerekirse “evde” büyük güvenlik birimine sahiptirler. NSA’nın radikallerin çoğunluğunu gözetlediği ve FBI’ın da olası sorun yaratıcı listesi hazırladığı doğrudur. Ve polisin onları kırmak için aşırı yanlısı gruplara sızdığı kesin. Bunu inkar etmiyorum. Şüphe uyandıran, halihazırda listede olan ve fotoğraflarını sisteme yerleştiren insanlarda yatan bu problemi düşünüyorum. Bunlar belli hareketin bir parçası olan ve zaten güvenlik birimleri için şüpheli insanlardır. Harekete katılan insanlar “en radikal” olarak tanınması için, sahne ışığını seviyor. Ve övünmekten hoşlanıyorlar. Şimdi, bunların hiçbiriyle ilgilenmeyen, yalnız veya bir suç ortağı ile hareket eden bir eko-aşırıcı düşünelim. Kötü davranış sergileyen, radikal hareketlere(anarşist, çevreci, ekolojist, Kara Blok, vb.) ait kişilerin bulunduğu yerlerde takılmayan birini. Web geçmişini(mümkün olduğunca) nasıl gizleyeceğini bilen bir eko-aşırıcı düşünelim. Bu kişinin çok temkinli, güvenilmez ve zeki olduğunu düşünüyoruz. Bazı koşullar altında bu aşırının polis tarafından yakalanmadan ya da öldürülmeden saldırı düzenleyebileceğini düşünüyorum. Elbette, hepsinin yapmaktan söylenmesinin daha kolay olduğunu biliyorum. Bir eko-aşırıcı mahkumiyet, bağlılık, sabır ve bağlılığa sahip olmalıdır.

Bir eko-aşırıcı Amerika Birleşik Devletleri’nde saldırılar gerçekleştirme, yara almadan ortaya çıkma ve savaşa devam etme konusunda çok yetenekli olacaktır, bundan eminim. Haklı mıyım bunu zaman gösterecek…

HH: Bu hassas bir konudur ve burada elbette somut bir şey önermiyorum. Sadece gözlemliyorum. Fakat görüşüne bakılırsa bireysel ve gelişigüzel saldırı ABD’deki insanlar arasında değişmez bir konudur, ya da en azından Yankee zihniyetinde saplantılıdır. Örneğin, John Zerzan her zaman sebepsiz ya da “dizleri üstüne çökmüş” kişiler için klüpler, okullar ya da halka açık yerdeki masum insanları öldüren “toplu katliam” cılar hakkında konuşmaya devam etmektedir. Bildiğiniz gibi, orada herkesin silahları, tabancaları, her türlü kalibre, vb. var. Avcı daima sonunda kendini öldürür ya da polis tarafından yakalanır, fakat bu “yalnız kurtları” çok geç olmadan durdurmanın hiçbir yolu yoktur. Bunu anlıyorum çünkü eko-aşırıcı saldırılar ile karşı karşıya kalındığında iyi-davranan anarkoların tepkileri açıklayabilir. Bu günlük yaşamlarından ayrı bir soru değildir, fakat bunun yerine onun bir parçasıdır: bir silah ile saf düş kırıklığının dışında  insanları öldüren bir “deli adam”.

Xale: Bence bahsettiğiniz şey gerçekten kültürel bir sorudur. Meksika’da gerçekten bir insanın rastgele insanlara ateş etmeye başladığını bildiğim bir olay yok. İnsanlar burada silaha sahipse koruma, intikam, ya da bir iş(suikast, saldırı, adam kaçırma, vb.) içindir. Birisi öldürürse, insanlar hayal kırıklığı yüzünden ya da zihinsel olarak rahatsız olan bir kişi tarafından yapıldığını söylemezler. Bunun yerine “muhtemelen hak ediyor”, “sadece sırası geldi”, veya “geçmişte savaşmaya çalıştığınız şey buydu!” gibi şeyler söyleyeceklerdir.

Burada “toplu katliam” olayına benzer bir olayı hatırlıyorum. 2009’da, bir adam Mexico City metrosundaki Balderas İstasyonu’nda küresel ısınmaya, hükümetlerin sorumluluğuna vb. Ilişkin sloganlar çizer. Polis onu aceleye getiren saatlerde ve istasyon insanlar doluyken durdurmaya çalıştı. Adam tutuklanmaya direndi ve eşyalarının arasından bir tabanca çıkardı ve kendisini tutuklamaya çalışan polisi öldürdü. Birçok yolcu dehşete düştü ve arabalarda saklanmaya çalıştı. Bazı seyirciler kahramanı oynamaya ve silahını almaya çalıştı, ve pişman olmadan onları aynı şekilde vurdu. Çatışmada bir ölü ve biraz yaralı bıraktı. Şarjörü boşaldığında, etrafı çevrelendi ve neredeyse linç edildi. En sonunda tutuklandı, ve basın deli bir sığınma evinde geçirdiği tedaviler nedeniyle şizofreni hastası olduğunu yayınladı. Bu şiddetli tepkilere yol açtı, fakat her halükarda, bir “zihin sağlığı” kliniğinde birkaç yıl geçirmekle kınandı ve ardından serbest bırakıldı. Belki de bu davada insanlar “bu adam deliydi” demiştir, ancak durum Amerika Birleşik Devletleri’nde olanlardan oldukça farklı, ancak temel nedenler aynıdır. Bu davada, kendisi bir şizofrenik atağa sahip olduğu için ilaç verildi; ana sorundan kaynaklanan ilaçlar ve tedaviler, medeniyet.

ABD bağlamına değinerek, perspektifimden intihar bombacılarının bu tür sınırsız saldırıları gerçekleştirmek için gerçek nedenleri olduğunu düşünüyorum. Onlar sadece yapmak ya da yapmamak için yapmıyorlar. Sadece silahlarını ateşlemeye çalışmıyorlar. Onları yapmaya ve planlamaya iten bir şeyler var. Bir çok insanı öldürmek gibi bir çok insanın öldürülmesinin ancak çok sayıda dini, sosyal, tarafsız ve kültürel nedenlerin yanı sıra ekonomik ve siyasi nedenlerden de kaynaklanabilir. Ben okulda zorbalığa maruz kalanın bir gün saldırı tüfeği ile sınıfa geldiğini ve onları zorbalık eden kişiyi almaya karar verdiğini biliyorum. Bazıları siyahlara karşı ırkçı adaletsizlikler için, diğerleri ise dinsel nedenlerden ötürü bunu yaptı ve Allah’ın bir düşmanı olarak gördüklerinden beri ABD toplumuna saldırıyorlar. Diğerleri “beyaz üstünlük” ten bunu yapar. Kimi psikoaktif ilaçlar üzerinde olduğundan yapar.  ABD’nin durumunda eko-aşırılık, bir gün ortaya çıkmasaydı, bu tip bir hareketin nedenleri saldırıya uğrayacaktı ancak bunun tek seçenek olduğunu biliriz. Bununla medeniyetin problemi olduğu sonucuna varıyoruz ve tereddüt etmeden saldırıyoruz. Yani, neden ve sebeplerin, eylem ve onların sonuçlarının tümü, farklı koşulların bir çerçevesinden türetilir, ve onları kınamadan önce derin bir analizi hak ettiklerini düşünüyorum. Bu durumlar ve diğerleri benim için uygarlıkta kendini göstermeye çalışan hayvan insan içgüdülerinin yalnız bir tepkisidir. Ve daha önce olduğu gibi geliştirmek için kendilerini buluyorlar, bu koşullarda bir serbest kalmayı buluyorlar. Bunu kabul etmek zorundasın. Uygarlıkta hepimiz bir ya da başka sebepten şüphesiz bir “hayal kırıklığına uğramış” derecedeyiz. Böylece bu eylemlerin hayal kırıklığından kaynaklandığını söylemek tamamı söylendiğinde ve yapıldığında tamamen yanlış olan bir sonuç değildir.

HH: Şimdiki zamanımızın “teorik çalışmasının” Solculuk ve Batı tektanrıcılığın laik zihniyetinden ayrı olarak bir paganizm/canlıcılığın yeniden kurmanın bir yolunu bulmak olduğunu düşünüyorum.  Benim için bu kişinin yerel çevresi hakkında derin bir tecrübe anlamına gelir. Kendinizi humanizm ve insan-merkeziyetçilikten ayıran algıda bir değişiklik düşünüyor musunuz, eko-aşırılığın “kötümser” söylemini değiştirir mi?, ya da aksine, Doğa günün sonunda kazanan biri, ve  insanlar yenilen gerçek “kötüler” ise, bu “gerçek nihilistlerin” uygarlığı savunduğu anlamına mı gelir, ve, neden olmasın, toplum ve insanlık kendisidir. Bu analiz hakkında ne düşünüyorsun?

Xale: Konuştuğunuz algıdaki değişim radikal olmalı. Kötümserlerden iyimserlere, nihilistlerden pozivistlere geçmek zorunda kalacağız.

Belki kültürel oluşumu ve sosyal koşullarından dolayı eko-aşırıcı ya da benzeri bir kişi olurdu, Burada tartışılanlardan farklı bir algıya sahip olacak ve sizin de ifade ettiğiniz gibi, modern insanlığın gerçek nihilistler olduğunu düşünüyor olacaksınız. Ancak, eğer bu algıya sahip olsaydı, ne bencil savunmanın vahşi doğanın temel fikrinin değişmeyeceğini ne de eski tanrıların somut tanıma tabiatının temel dayanağı olan bu doğayla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

Fakat şimdi gerçeklik kötümser durumu belirliyor ve geliştirdiğimiz bu çerçevede. Devam etmek ve harekete geçmekten başka seçeneğimiz yok.

HH: Eko-aşırılıkta suçluluğun rolü nedir? Revista Regresión, vb. bloglarda önemli bir tema olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Medeniyetin bir parçası olan ve idealleştirmeyi hak etmeyen bu suçlamayı itiraz edenlere ne söylerdin?

Xale: Suçlu faaliyetleri eko-aşırı eğilimin temel bir parçasıdır. Bu davadaki suçluluk çalmak, bomba yerleştirmek, şeyleri yakmak, insanları tehdit etmek, patlayıcı maddeler için malzeme temin etmek, silah ve patlayıcıları nakletmek, bunları depolamak, dünyanın başka yerlerinde yaşayan bireylerle saldırı düzenlemek, insanlara suikast düzenlemek gibi işlerden oluşur, ve bazı ülkelerde, insanları doğrudan ya da dolaylı olarak suç işlemeye teşvik eden bu tür mesajları iletmek, tercüme etmek ve düzenlemek ciddi bir suçtur. Biz eko-aşırılar suçlular, haydutlar, hırsızlar, katiller ve saldırganlarız. Bütün bunların özü budur, doğası gereğidir. Burada herhangi bir şeyi idealleştirmiyoruz. Karavanlara saldıran ve pusuya düşüren; düşmanı öldüren ve şehirlerini yağmalayanları küllere indirgeyen; oklarının uçlarını zehirleyenlerin, vb; İspanyollar tarafından soyulan çıplak vahşilerden miras alınan bir uygulama. Bu yalnızca farklı bir zaman ve bağlamda devam etmekte olduğumuz uygulamadır, ancak sonuçta aynı savaştır. Bu suçluluğun pratiği anlamına gelir, fakat bir terim olarak onu retorik olarak bulduk. Toplum ve otoriterler suçlu olduğumuzu söylerse bu olduğumuz anlamına geliyor. Onlar bize terörist olduğumuzu söylerse biz öyleyiz. Bu etiketler bizi korkutmuyor, biz suçlu olmadığımızı söyleyerek kendimizi savunmaya çalışmayacağız çünkü hukuki koşullar kapsamında öyleyiz.  Onlara böyle şeyler denildiğinde yapan “devrimciler” ve “radikallerin” çoğunluğu gibi bu isme kızgın olmayacağız. Eko-aşırılar “adil nedenleri” savunmaz, onların “merhameti” ve “humanizmini” onlara göstermez. Aksine, en çok şiddet tarafından ve uygar yaşam için düşünce yoksunluğunu temsil ederler.

Birçok kişi suçluluğu medeniyetin bir parçası olarak görüyor, şüphesiz. Hatta çoğu bazılarının medeniyette muzdarip olan toplumsal koşulların bir ürünü olduğunu düşünüyor, ve bu da doğrudur. Açıkça, medeniyet olmayasaydı, hukuki açıdan suçluluk da olmazdı. Ancak vurgulamak isterim ki, sadece hukuki açıdan. Bunun nedeni herhangi birine karşı işlenen suçların uygarlık olmadan da gerçekleşebilmesidir. Ancak sorulması gereken, suç eylemleri uygarlık olmaksızın cezai olarak mı sınıflandırılacak? Yoksa sadece misilleme olarak mı sınıflandırılacak? Suçluluk uygarlığın problemlerinden mi kaynaklanıyor, ya da uygar koşullar ile tam olarak ilişkilendirilmeksizin bir sonuç olarak düşünülebilir mi? Bunu istiyoruz çünkü bu dünyadaki ve dışındaki her şeyin döngüler tarafından yönetildiği unutulmamalıdır, herşey, her eylemin bir tepki ile izlediği sürekli harekettir.

Bir örnek verelim: Aztekler Teochichimecas’yı barbar ve medeniyetsiz olarak gördü, ve Gran Chichimeca’yı keşfetmeye cesaret edemedi. Onları şiddetle kovduklarında vahşileri düşmanca karşıladılar. Aztekler daha sonra bu yerlileri suçlu olarak görmediler, sadece “medeniyetsiz”: Kültürü olmayan bir insan. Bu mantık çerçevesinde, Aztekler Teotlalpan Tlacochcalco Mictlampa(Nahuatl’da ölümün hayat sürdüğü kuzey mevkii)’ya müdahale etmeden bir uygarlık inşa etmeye odaklandılar. Belki tanrıları onları Teochichimecas’la uğraşmamalarını tavsiye etti. Bu öneriyi dinlediler ve onları yalnız bıraktılar. Onlar fetih ve fethetmek için kolay olan diğer kabileleri boyunduruk altına alarak kendi imparatorluğunu genişletmeye adadılar. Chichimecas savaşı, Kolomb öncesi uygar insanlara bakarak, onların topraklarına girmedi, ve onlarla çatışmaya girmeye hiç gerek yoktu.

İspanyollar Gran Chichimeca’ya vardığında, uygar olmayan insanlara karşı savaş açmaya başladılar. Bu insanlar buna göre beyaz adam ve hatta daha kötüsüne benzer sertlikle yanıt verdi.  Daha sonra İspanyol kralının yasalarıyla suçlular olarak görüldü, ve onlar sonra köleleştirildi, evcilleştirildi ya da yok edildi. Yani   Teocichimecas’a saldıran İspanyolların eylemleri bu tepkiyi yarattı.

Batılılar tüm insanları ve şeyleri boyun eğdirecek kadar doyumsuz tutumla gelmediyse, Teochichimecas sade yaşamlarıyla devam etmiş olurdu, bu kesin. Onlar kalıcı gelenekleri olarak çatışmaya eğilimli doğaları nedeniyle komşu kabilelere karşı savaşmaya devam edecekti.

Aynısı eko-aşırılıklar için de geçerlidir. Uygarlık tamamen yapaylaştırmak, mekanize etmek ve evcilleştirmek istediğinden, atalarımızın yaptığı gibi şiddetle tepki gösteririz. Nitekim suçluluk yalnızca modern uygarlığın bir ürünü değildir. Ondan kaynaklanmaz. Bu topluluğun kanunlarıyla “suç” un ismi verilir, ancak kendi içinde uygarlık, hakimiyet sistemi vb. denilen kurulu sisteme bağlı bir eylemin genel bir sonucudur.

Bu mantık sadece hukuki-tarihi yönü ile, resmi bir cezalandırıcılık meselesine dayanıyor. Fakat “suçluluk” terimini biraz daha parçalarsak, bunun oldukça göreceli olduğunu göreceğiz, ve burada alıntı olacak örneklerdeki gibi kendisini sabit bir ahlaki konuma dayandırır:

– Bir adam silahıyla bir bankaya el koyar, ona tüm parayı vermezlerse veznedarı beynini havaya uçurmakla tehdit eder. Bu durumda, soyguncu o anda bir suç işlediğini, ya da belki de işlemediğini düşünecektir. Belki “kötü” bir şey yaptığını ya da yapmadığını düşünecektir. Belki Mexico City’deki banka soyguncuları gibi, bir banka soyguncusunun yaptığı para kazanmak için hayatını riske atan, maden işçisi, yüksek binada pencere yıkayıcı veya metal işçisi gibi güç ve zeka istihdam eden başka bir “iş”.

Ancak veznedar, banka şubesinin müdürü, ve polis için, bu adam bir suçlu ve “kötü” bir şey yapıyor.

– Bir mezbahadaki bir çalışan her gün düzinelerce sığırı öldürür. Boğazlarını keskin bir bıçakla keser böylece kanları fışkırır ve yemek için etleri işlenir. Kirli bir iş için ancak günün sonunda bu çalışan “iyi” bir vatandaş olarak kabul edilir çünkü haftanın sonunda ailesini geçindirmek ve ekstra olarak o gıda endüstrisine katkıda bulunduğu için ücret alır. Sıgırların boğazlarının kesilmesi “kötü” ve çok daha az bir suç olarak değerlendirilmez. Ancak birçok radikal vegan için mezbaha çalışanı “kötü”dür ve o başkalarının onları yiyebileceği şekilde hayvanları öldürmekten suçludur. Bunun için veganlar onun aracını yakmaya karar verirler.

– Bir hukuk öğrencisi hayatta “biri olmak” ister ve bunun için okulda kendi avukatlık mesleğini icra etmek için başkalarını pençesine alıp çekmemekle ilgilenmez. Diplomalarını almak için hile kullanır ve sonunda önemli bir avukat olur. Kariyeri boyunca yanlışlıkla parmaklıklar ardında suçlanan kişileri yerleştirmekle ve neredeyse her zaman zengin olan müşterileri için başarılı savunma ile suçlanır. Bu avukat için hiçbiri “kötü” değildir ve çok daha azı sadece bir suçlu olarak görünür çünkü her davanın karşılığında etkileyici bir tazminat karşılığında sahte kanıtlarla insanları hapseder. Aynı zamanda zengin müşterileri de ondan oldukça memnundur. Ancak hapishaneye koyduğu kişilerin yakınları onun hakkında aynı şeyi düşünmez. Onlara göre avukat olarak yaptığı şey “iyi” den başka bir şey değildir. Ve aralarında biri onu bile bir suçlu olarak görür. Ve asla mahkeme gününe çıkmayacağını bilerek akrabası onu takip etmeye ve beynine kurşun sıkmaya karar verir.

Bu örneklerde görebileceğiniz ve yukarıda belirttiğim gibi, “suçluluk” terimini analiz edersek, birçok durumda bu terimi göreceli olarak göreceğiz. Elbette, eko-aşırılar suç faaliyetlerini iyi ya da kötü eylem olarak görmez, ancak diğer eylemlerin sonucu olarak, bizi karakterize eden retoriğin içinde terimi istihdam eder ve savunur.

HH: Eko-aşırı yanlılarının dağlık bölgelerden kurtulup kartellere karşı savaşmak için vahşi yerleri serbest bırakmaları gerektiğini düşünen Zerzan yanlılarına ne söylerdin?

Xale: Kahrolası Zerzan ve arkadaşları! Onların aptallığı ve eleştirilerinin tutarsızlığı asla beni şaşırtmaz! Haha onların geçerli eleştirilerinin tükendiği açıktır ve sadece böyle gülünç şeyleri tükürüyorlar. Anarko-primivistlerin Zerzan grubundan birileri sanki sormuşçasına, “Teknolojiyi çok fazla eleştiriyorsanız, neden internette bir radyo programına sahipsiniz?” Ve bize yalnız yaşadıkları dağlık bölgelerden ayrılarak gitmek ve kartellerle savaşmayı söylemekle de aynı derecede aptalca görünüyorlar.

Zerzan ve öğrencilerinin sorduğu sorunun cevabı:  Neden bu uyuşturucu katilleri ya da kartellere karşı savaşmak için dağlara gitmek zorundayız? Amacımız “yeryüzü kurtuluşu” ya da gringo tarzında “vahşileşme” olsaydı bunu yapmak zorunda olurduk. Ancak bizim amacımız olmadığından onlar kendilerini becerebilirler. Hiç şüphe yok ki başları Zerzan ve destekçileri yalnızca kendi şartları çerçevesinde düşünüyorlar. Onlar samimi ya da geçerli bir eleştiri seviyesinde değiller. Çünkü tavsiyelerindeki her zaman haklı olduklarını düşündükleri kapalı zihniyetten kurtulamıyorlar. Bu bir utanç, Onların (anarko) ilkelciliğine karşı yazılanların hepsi ile düşünceli bir eleştiri bulacaklarını umuyorduk fakat sanırım yanlış yaptık. Belki başka bir hayatta…

HH: Bu soru ile konuşmamız sona eriyor. Gerçek şu ki, bu konuşmayı okuyan az kişi buradakilere hemfikir olacaktır. Ancak gerçek şu ki, eko-aşırıcılık herhangi bir yere gitmiyor gibi görünüyor. Belli bir eğilim olarak, hala oldukça genç. Sadece beş yaşında ve o dönemde çok değişti. Fakat şimdi sosyalist, kapitalist ya da dini olsalar da, başarısız ütopyaların kalıntıları içinde yaşıyoruz. Bu bağlamda eko-aşırılık bir seçenek olmaya devam edecektir. İnsanlar eko-aşırılığı sadece topluma karşı olduğu için değil, aynı zamanda uygar yanılsamalar olmaksızın toplumu yansıttığı için nefret etmektedir. Hiper uygarlığın sahip olduğu tiksinti ve hayal kırıklığı, hissettikleri ancak değiştiremeyecekleri şeyleri yansıtıyor. Bu evcilleştirilen dünyanın tüm yalanlarına bir saldırıdır. Bugünün idealistleri bile iyimser ilaçlara ve humanizme inanmıyor. Dünya uçurumun kenarındadır ve geri dönüş yoktur. Alea iacta est.

[1] mesquite: ABD’nin güneybatısı ve Meksika’nın kurak bölgelerinde yerli bir dikenli ağaç.
[2] Yankee: Amerika’da yaşayan ya da ABD’den gelen kimse.
[3] Fransisken: Fransisken mezhebinden olan kimse.

(en) Regresión no. 1 Editorial

regresar1-199x300

Traducción al inglés del texto editorial del primer número de la Revista Regresión.

Traducción a cargo de “Atassa”.


Why and for whom is “Regresión”?

Regresión is a publication consisting of content critical of the values and the material basis of the techno-industrial system. We propagate these ideas (by means of the Internet and in print) not so that others may adopt our positions. We aren’t looking for sympathizers, nor for the approval of those who call themselves “radicals” and “revolutionaries.” We publish these texts because we have something to say, because in the context of so much hypocrisy and so many lies, we must shout the TRUTH.

It is important to point out that, even though these texts are available to all, they aren’t intended for the society at large. This is an intervention from our individuality to those few who dare to think beyond typical “radical and revolutionary” criticism. It is for those who have understood that the root of all the evils of our situation lies in the techno-industrial system and the civilization that drives it. It is for those who have left the utopias of old ideologies behind and have assumed their role as individuals within this complex reality. It is for those individuals who are tired of speaking, reading, and being “critical spectators,” and who believe that theory is only part of the foundation of their acts against the system. More than anything, however, the content of this journal is for those few people who are familiar with this discourse and practice, and for those who are new to these topics, we hope to be explicit enough so that they catch on quickly.

Why regression

The word “regression” can mean many things to various disciplines or sciences, but we are using it as the antonym to “progress”, specifically civilized and artificial techno-industrial progress. For us, it is important to look back to see how humans lived in the past, how they developed, and how they died from the beginning of the species until the present. It is only in this way that we will shed light on our present situation: how we have gone from being human to being simply an instrument of the system. The irresistible advance of technology (as it has been formulated by critics of civilization) is generating serious problems for the environment and human beings, problems which range from physical to psychological damage. The consequences of following the same path will lead us toward unimaginable catastrophes.

Some advocate a revolution or the building of a movement that would contribute to the overthrow of the techno-industrial system. We refer specifically to the ideologues who follow the words of Theodore J. Kaczynski literally. To a certain extent, it is understandable that they assert various propositions to resolve the central problem. Our position, however, does not see the formation of an international movement to  overthrow the system as being viable. For that reason, we renounce the term “revolution.” The strategy, like the term itself, is too fanciful, it lacks a realistic view of things, and that is why we renounce it.

For many moons now, we have stopped dreaming of a “better world,” which is either politically or “primitivistically” correct. Today, all we see is our present, the pessimist present to which we are condemned, and even though this is what we assume, we don’t surrender before it:

-The system always goes in the same direction, progress stops for no one and nothing.

-Wild nature for the most part will be exterminated or subjugated in the coming years. In our modern context, only the most deluded minds think that trying to “liberate” it is even possible.

-Maybe in 30 or 40 years (considering the current situation) all of the wild nature that is left will be reduced to recreational or tourist areas. “Ecological” or “conservationist” organizations governed by “green” bureaucrats will regulate them as they see fit, so that those spaces are preserved for scientific and economic purposes. This has already happened in Europe, and in Mexico it is the current trajectory of things.

-The behavior of the human being is being domesticated to a deplorable and maddening degree. Only the strongest and most intelligent will be able to not fall for the system’s games, trying to resist and cling to their nature.

-The whole system (or most of it) will not fall to a movement that accelerates a revolutionary process. The only thing that can overturn this complex system is wild nature itself or its very own complex technology causing collapse.

-We do not trust nor do we hope for a movement, a “great crisis,” or the “revolution.” We do not hope for change. The present is all that we have.

We have no certainty that “revolutionaries” will hasten “the destruction of the system.” Frankly, we think that if one day a movement emerges that seeks to destroy the system, it will be crushed immediately. Would the nuclear, timber, pharmaceutical, automobile, mining, and oil industries allow such a movement to exist, a movement that seeks to halt the forces that propel science and technology? Would they allow that movement to obtain victories that destroy the techno-industrial system that they have forged over the decades? No, they would not allow it, unless they could find a manner to profit from the situation after the supposed “destruction” of the system.

The reality of things is rather bleak for those of us who criticize the techno-industrial system and want it to collapse one day. We have realized this, and we accept the situation as it unfolds before us. We assume our contradictions without falling into them, nor do we resign ourselves to accept what is being imposed on us.

For years, within political movement and intellectual circles of any given ideology, solutions to the problems of the time have been proposed, for example:

-According to the history of Mexico, after the arrival of the Spanish and the death of the governor of Tenochtitlan, Moctezuma (1520), the Mexica warrior Cuitláhuac led a war against the invasion. This leader led his men in a war against the Europeans with the aim of reviving that great Mesoamerican civilization. Cuitláhuac died of smallpox without achieving anything.

-During the independence movement, the priest Miguel Hidalgo led revolts against the Spanish crown (1810). He assembled men who wanted to be free of the creole ruling elite. They wanted to form a government not imposed on them by Westerners. They wanted mestizo rulers, etc. After a bloody war, they shot the priest and cut off his head. Did they achieve independence? Maybe we should ask the Spaniards who are still owners of a large part of what is considered Mexican territory.

-In 1910, there was the “Mexican Revolution”. Emiliano Zapata was one of the most representative leaders who organized an armed struggle against the dictatorship of Porfirio Díaz, as well as the rulers who followed him. He and his soldiers wanted a new constitution, one which granted land to the peasants and would create modern public services (electricity, water, sewage, education, etc.) They asked for democracy and not a dictatorship. They betrayed Zapata in an ambush and killed him. Did he accomplish his task? Maybe we should ask the current inhabitants of the region where Zapata fought, one of the poorest and most degraded regions of the country today in 2014.

-In 1968, the student movement spread throughout Mexico in the midst of a communist revival. These ideas were the tip of the iceberg after the October 2nd massacre [in Tlatelolco] in that year. Various guerrilla groups formed and waged a war to the death against the regime of the Institutional Revolutionary Party [PRI], the party that emerged after the Mexican Revolution. One of these groups was the Communist League of September 23rd (1973), and, as its name indicated, its goal was to implant socialism in Mexico. Its leader, Ignacio Salas Obregón, organized kidnappings, armed robberies, gun smuggling, prison breaks, armed uprisings in the countryside and the city, attacks on politicians and businessmen, executions of police, etc. They disappeared Obregón once his group was defeated by the government, the paramilitaries, and infiltrators. Socialism never came to Mexico.

-In 1994, the Zapatista Army of National Liberation (EZLN), led publicly by Subcomandante Marcos, took control of various municipal houses of government in response to the North American Free Trade Agreement (NAFTA), as well as to the maltreatment of indigenous people and the poor of Chiapas by consecutive federal governments. The initial goal of the EZLN was to “go to the capital and defeat the Mexican army.” The EZLN waged war on the government, and the government counterattacked. After days of shootouts, downed helicopters, deaths, kidnappings, and tortures, a truce was called. The government offered reforms and rights to indigenous peoples, as well as autonomy to the Zapatistas for their “liberated spaces”. The initial goal of the EZLN was to overthrow the government. That didn’t work out, and they remain in their communities. Their “revolution” was only local.

-In 2006, there were many popular uprisings (the striking miners in Michoacán, the peasants of Atenco, etc.) that had the goal of creating a political crisis and accelerating the fall of the government. This occurred after a political campaign undertaken by the EZLN throughout the country. The movement of teachers in Oaxaca was an example of this. Out of a failed expulsion of the municipal and state police, the teachers were able to draw in the masses and forge a popular movement (the Popular Assembly of the Peoples of Oaxaca / APPO) that aimed at overthrowing the state government of Ulises Ruiz. After months of armed street battles, deaths (on both sides), and disappearances of activists, the federal police removed the protesters by force from all of their strongholds. Everything appeared to return to normal. At the end of the ordeal, President Ruiz was still in office, and various leaders of the APPO joined political left parties. Did they achieve their goal of popular government? Of course not.

-During the presidential term of Felipe Calderón (2006-2012), the government waged a war against the drug cartels, which left 60,000 dead (not counting those buried in hidden graves). The power of the drug lords is such that they have been able to buy off municipal and state presidents, politicians, the police, and even the army. This left the populace completely abandoned by the government. That’s how the current self-defense groups arose, principally in Michoacán. These are armed groups in towns defending themselves from cartel assassins, extortioners, and informers for the narcotraffickers.

The goal of these groups is for everything to go back to normal in their communities. Unfortunately, Michoacán, until recently, was considered one of the most violent states in Mexico, and even the Americas.

What these historical cases have in common, and the reason we bring them up, is that, for many years, mass movements and ideologies have aspired to something more. They have defined ends, and many of them are so complex that they become illusory or impossible to achieve. Seen from a more realistic point of view, they seem well beyond the realm of possibility. Along with the historical events, there is the proposing of a “revolution against the techno-industrial system.” This position has been advocated by Mr. Theodore Kaczynski since the publication of his article, “Industrial society and its future”, in 1995. We repeat that we don’t believe in this revolution, nor do we think it is ever going to happen one day, not in 1000 years.

The system’s current state is untenable, and trying to overthrow it is just perpetuating the same self-deception into which leftist revolutionaries past and present have fallen. That is why we don’t advocate for a total collapse. We aren’t out to win the battle, we aren’t aspiring to “liberate” the earth from the technological yoke so that wild nature can rise from its concrete tomb. We propose a criticism embodied in practice, in individual attack, without anything to show for it, without any hope of winning or losing. Disinterested attack, guided by reason and feeling, is what characterizes us. We are human beings who refuse to form part of any of this. We refuse artificiality in our bodies and our environment with all of our being.

Regresión is not a magazine containing criticism for the consumption of the passive. It does not contain tame articles for those who do nothing. It is for the lone wolves or the clans of accomplices who cast off fear and decide to burn machines and place bombs in institutions that attack nature. It is for those who decide to plan the murder of a particular scientist in the shadows…

In Mexico, from 2011 onward, some groups have come to light who align with how we think and act. These are the Individualities Tending Toward the Wild (ITS), the Direct Attack Terrorist Cells – Anti-Civilization Faction (CTAD-FA), the N.S. –Fera–Kamala y Amala (NS-F-KA), and now the Obsidian Point Attack Circle (CA-PO). All of these groups have carried out physical criticism against technology and civilization. They have done so not expecting anything to change, they have attacked for the sake of attack and to deliver blows to the megamachine. It is for this reason that one of the central aims of this publication is the creation of new groups that attack the material basis of the techno-industrial system and those who foster it. The terrorist war to the death against the system began in 2011 with these groups, and we would like to continue it. Thus, we support their attacks, their arson, and the execution of those who deserve it; those who have committed offenses against wild nature for years.

Let us continue on the war path, the same as that of our hunter ancestors.

May society and civilization tremble at our exploding dynamite.

If technology doesn’t stop, neither will our war against it.

If technology keeps advancing, so will terrorist groups opposed to it.

The Regresión Editors

April 2014.

(en) Nihilist parenting tips

Ave Cabrera analiza y critica de manera certera el texto editorial del nuevo número de la revista estadounidense “Black and Green Review”, en donde Kevin Tucker lloriquea por el resquebrajamiento de su sueño utópico sobre un “futuro primitivo” al estilo de Zerzan, al parecer, estos anarco-primitivistas ilusos aún tienen en mente la “lucha por un futuro mejor”. Ignorando que la realidad es completamente pesimista, aún tienen las” fuerzas” para seguir con su necio camino hacia su propia inmundicia.

¡Por la muerte de la idea progresista que dicta que un “futuro mejor” puede estar esperándonos!

¡Derribando las mentiras de los optimistas!


“I have two daughters. I have two daughters that I will, above all else, do anything to protect and to provide for. I have two daughters whose fates are intertwined with the fate of all wildness. I have two daughters who have no future on a dead planet.”

I read the recent editorial to the forthcoming Black and Green Review, and I suppose I’ll just say that Kevin Tucker has the tendency to mistake moral posturing for an argument. That’s fine, we’re about the same age and have about the same number of spawn, I understand that doubling down on curmudgeonry is appealing when the twinges in your back take longer and longer to go away.

If there is one thing I am becoming allergic to as I veer toward middle age it is depending on “best case scenarios” or beneficial windfalls to save the day. Things never go according to plan: everything, from fixing the car, to completing a project around the house, to fixing a special meal, will be more expensive, will take more time, and will never come out quite as you planned it. One of the other problems that I have encountered in maturity is learning that things will never break according to plan. Indeed, “breaking” is the annihilator of plans. Want to make the universe chuckle? Tell it your plans, or so the saying goes.

Anarcho-primitivism of the Zerzan / Tucker school seems to lean heavily on knowing, within reason, how something (all things) will inevitably break. I have already addressed why I think this is not very likely or possible. You may be able to predict to some degree of accuracy how a seed will grow or how a particular person will develop, but try to predict into how many pieces a plate will break if you throw it on a hard surface. At the same time, I find it hard to believe that an ideology based on the following sequence of events will be successful:

  1. Withdraw into the bush with your “besties” and create a “resilient” community (whatever that means)
  2. …. etc. [insert catastrophe here]
  3. Immediate returns hunter-gatherer nomad tribes dominate the Earth…

Aside from being a farcical repeat of the Yankee communal cult form, the major event here is some sort of nebulous eschatological happening that can’t be fathomed in any real digestible form. What does a plate shattering into seven billion pieces look like?

Parents should not feel obligated to promise their child “a future” because “the future” is the problem in the first place. There is no way for me, as a parent, to equip my children for things that I barely understand. And perhaps the “cure” would be worse than the disease: to sell all that one has, take up the Cross, and follow wildness; to sacrifice all for the Primitivist Pearl of Great Price obtained after forty or more years of wandering in the desert.. all of that seems too much like a Sunday school lesson for my comfort.

What if nihilist parenting is parenting in the now, with all of its contradictions, with all of the things we don’t like? I feel strongly that the idea that I could promise my children “a better world,” would be the wrong mentality to have in the first place. The most I can hope for is to be there and be strong for those I love, and that’s it. There is a strength and resilience that one either has or one doesn’t. I don’t think it has to do with mere survival, it has more to do with realizing that there is more to life than just survival. We aren’t free, no, and to be honest, I think talking about “freedom” is rather stupid in our circumstance. It really is more a question of if life is meaningful, and if there is more to life than scrounging and groveling for our existence.

To be honest, as a parent, I cannot worry about tomorrow that much. And if I do, I miss so much. Part of my honesty is to tell my girls that they are mortal. They know that they are mortal, they know that we disappear to make way for others. That’s not “hopelessness” or “nihilism” (really), that’s just life. That’s part of the joy of being human, it’s to take your lumps like any animal. The last thing I want them to do (though I have little control over this) is to sacrifice themselves for an ideal that they have no stake in, even if it is something as “fundamental” as the survival of the species a few generations from now.

In this sense, I don’t see one path of life as better than any other that we are currently offered. The last thing a good animal should do is “weaponize” their own survival as some sort of tactical sacrifice for generations that are yet to come. Unlike many of like-minded people to the south, I don’t fantasize about living a primitive life that I barely understand, but I highly respect. Some of us are just unlucky, but all of us are tossed about by the winds of fate. For those I love, I just want for them to have the ability to enjoy what is free for us to all enjoy (nature, friends, simple pleasures) and the inner (and outer perhaps) strength to resist the rest. To have big plans invites fragility, but to forge certain attitudes (perseverance, loyalty, fortitude) creates resilience. That’s easier said than done, and again, I care little for the future when speaking of these things. But a little love, tough and not-so-tough, can perhaps go further than training for Hobbesian Armageddon, or at least help us enjoy life up to the point that the second coming of Catastrophe finally comes.

(pt) Sobrevivendo na civilização: Experiências da dupla vida eco-extremista

Los trabajos editoriales no se detienen, ahora la Revista Regresión ha publicado “Sobrevivendo na civilização: Experiências da dupla vida eco-extremista”, importante aporte para la seguridad y la acechanza de los individuos extremistas dentro de esta tendencia.

Despues de ser publicado en español e italiano, ahora se presenta en portugués bajo el trabajo de traducción de Anhangá.

¡Siempre despiertos, siempre salvajes!


sobre

Como forma de apresentação…
A guerra eco-extremista/niilista contra a civilização tecno-industrial está tendo uma expansão sem precedentes; clãs individualistas que atacam de maneira indiscriminada e/ou seletiva estão aparecendo na América e na Europa. Apesar das tentativas das forças da lei para capturar os guerreiros eco-extremistas… A tendência segue se expandindo sem freio com novas formas de ataque e com novas experiências para “se infiltrar” nas decadentes urbes da civilização.

Este trabalho é realizado pela vontade de vários eco-extremistas que aprenderam a se infiltrar na civilização, atacar e a escapar sem levantar suspeitas. O que menos desejamos é que este texto seja tomado como uma “Bíblia do Eco-extremista”, apenas expomos as lições obtidas através de nossas vivências e temos o sincero desejo de compartilhá-las a todos os individualistas que perpetuam atos criminais contra a civilização, e que estas lhes sirva para algo.

O chamado da Natureza ruge com força, as montanhas se quebram pelo horizonte cinzento da urbe, em nosso coração uivos ressoam. Decidimos nos armar, aprender com a Natureza Selvagem, adquirir experiências na fabricação de artefatos explosivos e incendiários para atacar a realidade artificial, e nos esconder e fingir para não levantarmos nenhuma suspeita. Se você, assim como nós, sente o chamado da Natureza Selvagem, se sente que esta civilização te asfixia….Arma-se!, e lembre-se: Na guerra contra a civilização TUDO é válido.

DESCAGRA:

https://mega.nz/#!Lk0ikTaR!S3v22ebpEHPlnN6gKQNe5wTGCRgj2B2Qb-OA5sRnhpM

VERSIÓN PARA LEER EN PDF:

sobrevivendo-na-civilizacao

(it) MICTLANXOCHITL: IL FIORE DELL’INFRAMONDO CHE È CRESCIUTO IN QUESTA ERA

Los cómplices de la Revista Regresión han publicado recientemente su nuevo trabajo editorial en idioma italiano sobre la recopilación de comunicados de ITS con sus respectivos anexos.

Este trabajo se suma al primero que lanzaron hace unos días también en italiano, sobre la seguridad y la doble vida eco-extremista.

¡Vida a la conspiración entre afines de sangre!

¡Muerte a los humanistas híper-civilizados!

portar

DESCARGA EN PDF:

https://mega.nz/#!OtczEIrA!HVKaqX0ezl02Ud5ibALR_05ub8YD5zPL36vClkZWYq0

VERSIÓN PARA LEER:

mictlanxochitl-il-fiore-dellinframondo-che-e-cresciuto-in-questa-era

(MESSICO) AUMENTANO GLI OMICIDI, È IL LIVELLO PIÙ ALTO IN 18 ANNI

Traducción al italiano de la noticia en los diarios mexicanos sobre el “preocupante” aumento de los homicidios en aquel país, en este año. Ejemplo claro de la descomposición social, el resquebrajamiento de los valores morales humanistas, y la evidencia de que los demonios están sueltos.

¡Adelante Mafia de ITS y del Grupúsculo Indiscriminado!  

¡Retando y violando las reglas morales!


Dai giornali messicani, un reportage sopra l’elevata cifra di omicidi in Città del Messico, di quest’anno, in cui nella nota si fa riferimento anche agli Individualisti Tendenti al Selvaggio(ITS) e al Gruppuscolo Indiscriminato.

Che la sete di sangue degli individualisti venga saziata!

Avanti animali selvaggi Eco-estremisti e Nichilisti Terroristi!

five-men-found-execution-under-bridge-guerrero-mexico-narco-01-1000x288

6 Agosto 2016
Gli omicidi dolosi (intenzionali), nel primo semestre 2016 a Città del Messico ha raggiunto una cifra record rispetto a questo secolo: 447 casi acquisiti dal Pubblico Ministero, secondo un studio dell’organizzazione Semáforo Delictivo ( “Segnale criminale” Ndt).

Si tratta del maggiore numero di assassinati nella capitale dai primi sei mesi del 1998-18 anni fa -quando si registrarono 462 crimini. Contemporaneamente, dati ufficiali del Segretariato Esecutivo del Sistema Nazionale di Sicurezza Pubblica segnalano che questo è il secondo anno consecutivo in cui cresce il numero di omicidi.

Nel primo semestre del 2014 il numero di verifiche preliminari per omicidio doloso fu di 361. Nello stesso periodo del 2015 è cresciuto a 418 omicidi e quest’anno a 447. Cioè, sono aumentati del 28 per cento in due anni.
Gli omicidi registrati nel primo semestre di 2016 equivalgono a un tasso di assassini di 5.06 casi per ogni centomila abitanti. È la prima volta in questo secolo che si arriva a un tasso superiore a cinque omicidi per 100 mila abitanti.

Neanche all’UNAM si salvano

Tra gli omicidi che si sono registrati quest’anno nella città, se ne rilevano alcuni che hanno specificità e caratteristiche con le quali furono commessi o per lo specifico profilo delle vittime.
Per esempio, la notte del 27 giugno, il capo degli uffici della Facoltà di Chimica dell’UNAM, Jaime Barrera Bruno, fu assassinato nelle vicinanze del centro studi nella Città Universitaria. Un gruppo che si suppone, sia di tipo “eco-terroristico” -chiamato- Individualisti Tendenti al Selvaggio (ITS) rivendicò il delitto. Un altro caso fu l’assassinio dallo studente di informatica dell’IPN, Ángel León de la Cruz assassinato da un colpo di pistola alla testa il 18 marzo, assassinio che è stato rivendicato da un gruppo “nichilista-terroristico” chiamato “Gruppuscolo Indiscriminato”. Gruppi per cui le autorità già investigano.

Un altro caso che richiamò l’attenzione fu l’omicidio di una madre e sua figlia avvenuto in maggio a Iztapalapa. Il responsabile fu un adolescente di 17 anni che secondo quello rivelato nelle indagini costruì una replica delle chiavi con il supposto obiettivo di saccheggiare il domicilio e pianificare la migliore forma nel commettere il crimine.

Gli stranieri non si salvano. Il passato 31 Luglio fu ritrovato il corpo di una giovane colombiana che lavorava come modella, dentro un appartamento della colonia Roma. L’anno scorso, un’altra giovane della stessa nazionalità fu assassinata insieme a quattro giovani – due di essi, giornalista e un attivista- in un appartamento della colonia Narvarte.

Nelle delegazioni (“comuni o territorio” Ndt)

Ci sono 10 delegazioni di Città del Messico che questo anno presentano un incremento nel numero di casi di omicidio intenzionale. Ci sono casi come quello di Milpa Alta dove il flusso di omicidi supera il 300 per cento da anno a un altro.
Nel primo semestre dell’anno 2015, a Milpa Alta, si sono registrati soli tre omicidi, ma nello stesso periodo di questo anno arrivano a 14 casi.
La seconda delegazione con l’incremento più alto di omicidi è Magdalena Contreras, con un flusso del 40 per cento dal 2015 al 2016. Segue Tláhuac con il 35 per cento, Coyoacán e Iztacalco con il 33 per cento e Iztapalapa con il 29 per cento.
La lista dei comuni dove sono saliti gli omicidi, la completano Benito Juárez Cuauhtémoc, Venustiano Carranza e Álvaro Obregón.
Nel caso di Gustavo A. Madero, il numero di omicidi colposi registrati nel primo semestre di quest’anno è lo stesso dell’anno scorso: 75.

Esecuzioni del crimine organizzato, la minoranza

Il bilancio di “Semáforo Delictivo”, afferma che degli omicidi registrati quest’anno a Città del Messico il 10 per cento (45 casi), corrispondono a esecuzioni relazionate col crimine “organizzato”, secondo l’analisi della consulenza specializzata in temi di sicurezza “Lantia Consultores”.
Lo specialista ha spiegato che si tratta di casi che sono riportati pubblicamente come possibili esecuzioni, ma che devono avere almeno due di queste caratteristiche: crimini commessi con armi di alto potenziale, perpetrati da due o più persone, con un veicolo con specifiche caratteristiche, con omicidi commessi in strade pubbliche, e in cui le vittime vengano ritrovate in fosse clandestine.

Un bilancio fatto per Lantia e pubblicato in Nexos, segnala che mentre nella capitale gli omicidi del crimine organizzato storicamente sono solo un quinto, in stati come Sinaloa le esecuzioni sono l’80 per cento totali degli omicidi.

C’è da segnalare in accordo con la Procura Generale della Repubblica (PGR) che ora nessuno dei principali cartelli del narcotraffico opera a Città del Messico, rispetto al 2014 dove operava il Cartello di Jalisco “Nuova Generazione” e un decennio prima si parlava della presenza dell’organizzazione capeggiata dai fratelli Beltrán Leyva.

Furti e truffe sono anch’esse anche in aumento

Gli omicidi non sono gli unici delitti di alto impatto che sono aumentati nel primo semestre a Città del Messico. Tra essi si trovano alcuni tipi di furti perpetrati che vanno oltre a quelli commessi nelle strade.
Per esempio, i furti nelle abitazioni (contando i casi con o senza violenza), sono cresciuti del 16 percento in più. La città è passata da 2529 indagini per questo tipo di delitto nel primo semestre del 2015 a 2940 nello stesso periodo del 2016.
Benito Juárez, Cuauhtémoc e Tlalpan sono le delegazioni con i più alti tassi di furto nelle abitazioni in accordo con “Semáforo Delictivo”.
I furti ai negozi- con e senza violenza- registrano nel complesso un incremento. La capitale è passata da 6837 indagini a 7353 nel primo semestre di quest’anno che equivalgono a un aumento del 7.54 per cento. Cuauhtémoc, Benito Juárez e Miguel Hidalgo sono i comuni confinanti con il maggiore tasso di questo tipo di furto.
I sequestri registrano un leggero aumento per Città del Messico, perché il numero di indagini preliminari aperte davanti alla Procura capitolina è passata da 22 a 23 questo anno. Nel caso delle truffe, Benito Juárez, Iztapalapa e Álvaro Obregón sono i comuni confinanti con il maggiore tasso di incidenza.

Derrame de sangre en los caminos de la “verdad absoluta”

Traducción egóica de un texto destructor de la moral y la ética ciudadana del italiano.


Sangre, mi sangre, impetuosa contra el lamento de la multitud.

Fría, en su rojo errante, en medio y en el pavimento de la “verdad absoluta”.

El corazón late de manera atroz, siento la necesidad de actuar.

¿Qué cosa es, quien es, cual o que es esta fuerza innata dentro de mí?

La siento, asciende y sale, excita mis sentidos y rechaza el orden que debo darle.

Qué es lo que está dentro de mí, la sangre roja y pulsante, aquello que percibo es lo desconocido y oculto vagando entre y dentro de las relaciones, interesadas y desinteresadas, que sirven a mi proyecto existencial.

Hoy, como ayer, el vagabundo gira en busca del extremo, de la destrucción de una verdad, que en la realidad impacta, no existe.

¿No existe para el “yo”? ¡Eso es!

Veo y me rodea, un enjambre de personas “emocionales”, que dicen “si” y “permitido”, no oyen, y no saben, lo que son para ellos mismos… para arrebatar su apática esencia de vivir.

Sonrío y me escondo en un traje falso, camino en el pensamiento del enigma y la resolución.

Putos humanos, presas que toman y llevan, para succionar el líquido vital, que congela sus verdades, al fondo de su miserable existencia.

El miedo moral se siente, tengo que hacerlo mío, hacer daño con mi instinto brutal, tajar y cupular intensamente.

Impuro deseo lascivo, irracional y sangriento, la descendiente de la muerte súbita.

Sangre, mi sangre, impetuosa contra el lamento de la multitud.

Orkelesh

“CUADERNOS” Nuevo proyecto de la Revista Regresión

Estos son los nuevos y sencillos trabajos editoriales de la Revista Regresión que acaba de publicar en su blog, y que ahora publicamos cómplicemente aquí.

¡Por la difusión del eco-extremismo y el terrorismo nihilista!

¡Por el atentado y el ataque!


“Cuadernos” es un nuevo proyecto editorial de la Revista Regresión, en el que se recopilan los textos que se encuentran desperdigados por diferentes blogs eco-extremistas y nihilistas terroristas.

“Cuadernos” es un trabajo de “tiempo” corto y edición simple, sin introducción, sin palabras titulares, solo una imagen de portada, la cual tiene una cargada dosis de simbolismo, consecuente con el contenido de este.

En los cuatro diferentes idiomas que maneja la Mafia Eco-extremista/Nihilista Terrorista, presentamos los primeros “Cuadernos”.

Revista Regresión

Para Descargar:

https://mega.nz/#!i9JXgKjB!V9B9AhWC4Y4zNhjsG8oDF4v-pCDXd3pCQqxQlrcRi-M

Para Leer:

sin-numero-es

pores

1-en

poren1

1-it

porit1

1-pt

porpt1

[es-en] (CHILE) “A LA CIUDADANÍA ESPERO QUE LE EXPLOSEN INFINITAS BOMBAS”

rdytfhgvj

“Las cárceles humanas fueron creadas para contener los impulsos, reacciones, e instintos de los que se niegan a convivir de una forma pacífica en sociedad, el sistema tecnológico juega un papel importante SOBRE el sistema penitenciario, hubiera muchas más fugas de no ser por las cámaras de seguridad, sensores de movimiento, aviones no tripulados, rejas de electrificación, y demás, en una rápida conclusión podemos decir que el objetivo de critica entonces, no sería totalmente la cárcel, sino las grandes corporaciones de desarrollos tecnológicos, las cuales, hacen que una prisión sea realmente un lugar de contención para esas personas tan peligrosas para el sistema.

La vida civilizada, el sedentarismo, convivir anormalmente con tantas y tantas personas desconocidas hacinadas en las ciudades, las frustraciones, las necesidades artificiales, la persecución de un estatus social más alto, el llamado “estress”, la comida basura que intoxica la sangre, y muchos otras cosas, son acciones que conllevan a una reacción, algunas personas manifiestan esa reacción saltándose lo legal, y parando en la ilegalidad. Pero, repetimos, todo se debe al principio de la causalidad, acción-reacción, si vives en la civilización, claro está, que te verás afectado por el modus vivendi.

(…) cabria mencionar que, eso sí, nosotros detestamos las cárceles humanas, tanto el lugar como las personas prepotentes que laboran en ellos, y por los presos faltosos también, son zonas repugnantes.”

Entrevista a Reacción Salvaje. Octubre 2015

La espora del Eco-extremismo vuela y se posa en las mentes inquietas e indomables de aquellos que han dejado ya de creer en las “revoluciones” de cuentos de hadas, se posa en las cabezas de los individualistas que detestan las masas, que anhelan ver todo arder, que siembran el terror para cosechar experiencias y surgir en su potencialidad.

El llamado de lo Salvaje y lo Desconocido atrae a los más aptos, a los que no les importa atacar su objetivo sin importar herir a los complacientes esclavos si es que se atraviesan en el camino terroristico del individualista indiscriminado, este es un asesino por naturaleza, después de matar a su “yo” occidental, a su moral cristiana-humanista, tiene la vereda libre de obstáculos para disfrutar de cada uno de sus actos, desenvolverse en el atentado y convertirse en un animal salvaje en busca de presas.

Esta era moderna está repleta de sentimientos humanistas, moralinas chocantes y vomitivas, es una pena que esta enfermedad haya llegado a infectar las mentes de los que “luchan” contra el sistema, ellos ponen bombas, causan incendios y se regocijan de su destrucción, pero cuando algo se les sale de control solo agachan la cabeza y fingen que nunca pasó, aun así, tienen el valor hipócrita de criticar nuestra postura que aboga por los ataques indiscriminados y selectivos. Los eco-extremistas somos sinceros, no nos da “pena” decir que somos terroristas, que somos provocadores y que nos cagamos en los valores morales de los “revolucionarios”, ni nos causan remordimientos de conciencia reventar carnes de los que se encuentran cerca del objetivo egóico. ¡PARA NADA!

En esta era moderna, pareciera que muchos anarquistas (no todos), excluyen de sus iglesias (físicas y virtuales) a quien se posiciona a favor del eco-extremismo o quien se siente afín a la Mafia de ITS, Mafia expandida por América y con feroces cómplices en Europa y Asia. Pareciera que es un pecado nombrarnos, a aquellos individualistas que se encuentran en esta situación, nosotros les decimos, ocúltense, formen sociedades secretas, que la inquisición anárquica no los “atrape”, ¡atenten!

Claro, habrá quienes estén ocultos, pero otros no, y es aquí cuando de entre tanta polémica que han causado las palabras y actos eco-extremistas, llega otra…

Apenas el 27 de noviembre, en el sitio anarquista “súper-estrella” Contrainfo fue publicado un comunicado del preso incomodo Kevin Garrido, recluido actualmente en la Cárcel de Santiago 1, desde hace tiempo que leímos sus cartas y el sentimiento de complicidad fue simbiótico, por ejemplo, en su comunicado del 9 de abril este escribió:

“A aquellxs criticxs, jueces sin su martillo que juzgan y critican a quienes ingresaron a la iglesia les entrego mi infinito odio, desde ya y no en el anonimato les digo que los considero mis enemigxs. Son igual de jueces (si es que no lxs mismxs) que aquellxs que juzgaron a quien/quienes el año 2011 posicionaron un artefacto explosivo (que lamentablemente no detonó) en una casa en la comuna de La Reina, y quien/quienes amenazaron con reventar una escuela; igual de jueces que aquellxs que juzgaron una acción en Macul con Grecia el año 2013, en donde lanzaron cócteles molotov contra un bus del transantiago que paso por sobre la barricada de quienes ahí estaban y en donde salieron unxs ciudadanxs “afectados” por el vengativo y hermoso fuego, y son igual de idiotas que aquellxs que decían ser el “Cordón Macul” argumentando que quienes atentaron contra el bus no lo eran, JA! Seguramente criticaban unxs miserxs universitarixs populachxs; son igual de jueces que aquellxs que critican/criticaban (hasta de otros lugares del mundo) la bomba en el Metro Escuela Militar en 2014, en donde resultaron varixs ciudadanxs heridxs y una “señora sufrió” la amputación de sus dedos que meses después saldría en la televisión desfilando su mutilada mano; son igual de jueces que aquellxs que pedían a gritos la muerte para lxs que incendiaron un banco en una manifestación en Grecia, en donde el resultado fueron las cenizas de la sucursal acompañada con la muerte de tres trabajadorxs que se encontraban adentro; y podría seguir dando mil y un ejemplos más. A todxs aquellxs jueces sin su martillo lxs defeco y orino. A la ciudadanía espero le explosen infinitas bombas, porque “la inmunda vida ciudadana no solo se encuentra en los cuarteles”. Estoy contra la civilización y en la ciudadanía/humanidad considero es el objetivo más civilizado (me incluyo), son quienes están aferradxs al progreso y se empeñan en seguir destruyendo todo lo indómito, todo lo salvaje por sucio y asqueroso plástico llamado dinero.”

Clara fue la afinidad que muchos eco-extremistas sentimos con las palabras de Garrido, tanto que este mismo párrafo fue utilizado en el texto “NUESTRA RESPUESTA ES COMO EL TERREMOTO… TARDE O TEMPRANO LLEGA”, en junio de este año.

Pero su último comunicado (abajo retomado), nos sorprendió de sobre manera, tanto por lo que dice, como por contexto en el que se desarrolla todo esto.

Kevin, aun estando en prisión, acusado de tres atentados con bomba, en riesgo de pasar un poco más de 30 años cautivo, con un movimiento anarquista al cual “responder” de “buena” manera, ha finalizado su comunicado con un estruendoso:

“Por lo Inmoral e Indiscriminado ¡¡Viva el Terror, las explosiones y el fuego!!

¡¡Muerte a la civilización y todo progreso humano!!”

Con esto su retórica no solo tuvo impacto en los que estudian su caso, sino en muchos grupos anarquistas que creían que la propagación de la idea del Ataque Indiscriminado, terminó cuando dejaron de subir comunicados de ITS y de otros grupos eco-extremistas a sus blogs y redes, JA!

Las palabras de Kevin Garrido calan en la mente tradicionalista de los que a los cuatro vientos gritaron asustados: “el ataque indiscriminado eco-extremista es de dementes”, sus palabras rompen lo establecido de los que se “oponen” a lo establecido en sus términos, revienta tímpanos y retinas de los “revolucionarios” bienintencionados que leen su texto.

Es por eso que lo rescatamos, pues admiramos que Kevin Garrido aun en su condición de recluido, y con muchas cosas en su contra, haya tenido los HUEVOS para exprese de esa manera sin importarle las “represalias” y enfrentando las consecuencias como se ha visto que las enfrenta, de cara al enemigo.

¡Escupiendo siempre a los esbirros!

¡Fuego, pólvora y balas contra la civilización!

¡En la cárcel y en la calle, en los bosques y en la selva, en los desiertos y en la cordillera: GUERRA!

ME


Texto del indómito Kevin Garrido desde la cárcel Santiago 1

27 de noviembre 2016

Escribo a altas horas de la noche, al menos para mí que día tras día mis ojos se abren a las 7:30 de la mañana de un intranquilo dormir para ver el gris hormigón y las grandes puertas de seguridad, aún así es el mejor momento para escribir lo que siento. Solo logro oír a un preso que “alaba al señor”, una música que no me gusta pero tampoco me desagrada y un sonido que detesto al cual he tenido que acudir varias veces: una cierra carcomiendo el metal.

Siete meses estuve en régimen de castigo y aislamiento en la cárcel de Máxima Seguridad, y, por petición mía, hace cinco meses fui trasladado a la Cárcel Santiago 1 tras un par de asquerosas y tediosas audiencias, en donde directamente fui clasificado al módulo 16 (presos reincidentes) para luego, por situaciones que ocurren en prisión, fui cambiado al módulo 25 (igualmente de presos reincidentes) donde actualmente me encuentro hasta lo que más pueda estar sin que se me presente un problema el cual haga, por decisión de los carceleros, ser cambiado de módulo.

Ha sido más de un año en Cautiverio, en el cual mi mente y cuerpo han fieramente sentido a segundo en esta subterránea realidad presidiaria, en donde ocurren sucesos inimaginables para los seres que no lo han “vivido” en sus propias carnes. He sentido la soledad tanto y tantos meses que mi hermético corazón ya se ha acostumbrado a la constante amenaza de un bisturí tras de sí, nada ni nadie logrará borrar las cicatrices que ahí de por vida quedarán y con las cuales abrazaré la muerte vengando todo lo que a mí y a quienes están conmigo han logrado hacer. ¿qué no más que odio y enérgicas sensaciones de venganza te puede producir sentir los golpes de carceleros que cobardemente se atrincherados custodian la llave a la “libertad”, jueces y fiscales decidiendo por sobre uno. Abogados “defendiendote” y el tener que voltear tu caminar porque un muro te impide seguir? ¿No será más fácil adaptarse al sistema carcelario, evadir los problemas y tragarme el amargo sabor a humillación, aceptar sumisamente los dictámenes judiciales y dejarte intimidar por presos y carceleros que son de carne y hueso como uno? ¡NO! Nada de eso va conmigo. Las leyes del Poder ni de la prisión son las mías y haré lo que pueda sin límite alguno para cumplir mis fines.

Estoy en un módulo en el que, a diferencia del 33/34/35 y 11 (primerisos), se resiste una realidad de matar o morir, aunque desprecie demasiado mi existir humano tanto como a quienes lo reproducen. Un módulo donde hay al menos cinco presos asesinados a manos de otros presos. Un módulo que constantemente está siendo allanado por los carceleros y antimotines, un módulo que controlan los preso y no la autoridad. He visto presos apuñalados, quemados con agua hirviendo, a otros que en una oscura escalera por la cual debes pasar por obligación sin saber quién es quién los han golpeado sin dejarlos subir a las celdas. He visto bajar tranquilamente la escalera por la mañana a un preso mientras otro le lanza un cuchillo al cuello. Como docenas de presos golpean y apuñalan a otro expulsándolo del módulo. He visto, y sin poder hacer nada, como carceleros golpean hasta aburrirse a otro preso, reflejándome en el por ya haber pasado por esas situaciones. Nada de eso lo impide una cámara de “vigilancia”. No es agradable ver que presos se asesinen entre sí, sabiendo que todos están en la misma situación carcelaria, que todos duermen donde mismo, que comen lo mismo y “comparten” el mismo patio. Como tampoco es agradable tener que acudir a una cuchilla (porque peleas “a combo” no existen) porque en el módulo hay problemas y con 200 presos en un mismo patio, no a todos les debes agradar, por más que no te lo digan.

Aquí no es solo estar encerrado y resistir eso, no. No estoy por un “chiste” preso. Entre presos me he ganado el respeto que hoy tengo porque así lo he decidido. Nada de “buscar refugio” en una iglesia aquí dentro. Ni un sometimiento ante nadie. Todo aquél párrafo espero sea una visualización más clara y directa de lo que es la cárcel o lo que a mí me ha tocado enfrentar. Y que cada prisionerx, esté donde esté, vive. Un día a día de Guerra en sus diferentes ámbitos carcelarios. El ánimo no decae completamente y la guerra sigue…

Confinaron el cuerpo de mis hermanxs tras unas similares jaulas como de la que hoy escribo mi odio y orgullo al papel. Y con eso creyeron o pensaron intimidarme; un flemoso escupitajo en el rostro del poder y una guerra hasta las últimas consecuencias fue y es mi furiosa respuesta.

Me investigaron, siguieron mis pasos y lograron cazarme con sus pistolas apuntando a mi cabeza. Expusieron mi rostro en la televisión y diarios difamándome, con un cúmulo de idioteces inargumentadas. Falsamente me tildaron de anarquista y supusieron que ante el gran número de policías agacharía la cabeza y no respondería. Me sentaron en una de sus salas de espectáculos por más de seis horas a oír las palabras que desparramaba un fiscal con un vomitivo hedor. Ante los discursos de jueces y fiscales inculpándonos a mí y a mi compañero y amenazándonos con docenas de años en prisión esperaron caras de tristeza o preocupación sin saber que nos reiríamos e insultaría en sus caras. Fuertemente me engrillaron las manos por más de veintiún horas, y ante todo el dolor mi mano continúa danzando con un bolígrafo. Pretendieron aniquilarme en una cárcel de máxima seguridad y sus jaulas de castigo y no consiguieron debilitar ni un solo pensamiento e idea mía. Sigo firme en lo que creo y quiero para este repugnante mundo civilizado y sus progresistas inmundxs. La destrucción y libertad son un volcán en mi interior.

Hace un par de semanas (11 de noviembre) tuve una audiencia de re-formalización en la que soy acusado de un nuevo atentado explosivo. Por lo tanto, hasta el momento estoy formalizado por: atentado explosivo a la empresa chilectra ubicada en avenida el parrón (el nuevo hecho), atentado explosivo a la 12 comisaría de San Miguel (en conjunto con Joaquín), atentado explosivo a la escuela de Gendarmería de San Bernardo, tenencia de material explosivo y porte ilegal de arma blanca. Con una pena efectiva de 38 años de prisión (que es lo que solicita la fiscalía). Diversas han sido las ocasiones en las que he certeramente afirmado que de nada ni nadie me arrepiento, hoy vuelvo a reafirmar lo dicho. Imborrable es aquello. De nada soy una “víctima” ni me intimidan las miles de páginas que el miserable fiscal lleva a las audiencias. El tiempo es solo tiempo, mi libertad la conseguiré legal o ilegalmente, y todo lo escrito es sin tapujo alguno.

Jamás suprimiré de mi memoria los golpes directos de pie y puños a los policías y sus feas caras de cobardías, los días y noches corriendo con fuego en las manos hacia la autoridad, las alarmas chillando al unísono de locales ardiendo, a lxs ciudadanxs corriendo y gritando despavoridxs mientras una micro incendiandose ilumina la noche. Las noches en donde la ciudad retumbaba por una explosión y su esplendor causando el terror. Jamás olvidaré a la policía correr buscando refugio ante una lluvia de tiros ni las hermosas curvas de una bala cuarenta milímetros…

“En los tiempos difíciles nunca hemos abandonado la lucha, puede que los perros ladraran alrededor de nosotrxs, pero sus respiraciones nunca nos llegaban a tocar, nos estuvimos mirando unx al otrx, asegurábamos nuestras decisiones, chequeabamos nuestras armas, preguntábamos a nuestro odio y decíamos “vamos otra vez…esta vez hasta el fin…”

A mis hermanxs de años: Ignacio, Joaquín, Manuel y Amaru, toda mi fuerza y energía está junto a ustedes. Insumisos dentro y fuera de los malditos muros! Natalia: que alegría me dio el enterarme que ya no te encuentras bajo toneladas de hormigón. Cuídate mucho estés donde estés hermanita. La cárcel no es eterna…

Un llameante abrazo a cada prisionerx en guerra y prófugxs.

A lxs terroristas de Individualistas Tendiendo a lo Salvaje, a Lxs Nihilistas Destructorxs, a lxs Anarquistas de praxis, a cada célula incendiaria ya lxs guerrerxs del sur del país que se oponen al avance de la civilización: un gigantesco saludo rebalsado en fuerza y resistencia.

Por lo Inmoral e Indiscriminado ¡¡Viva el Terror, las explosiones y el fuego!!

¡¡Muerte a la civilización y todo progreso humano!!

 

Kevin Garrido Fernández

Cautivo en Guerra.

Cárcel Santiago 1/Módulo 25.

Santiago de Chile.


“I hope that an infinite number of bombs explode against the citizenry”

“Human jails were made to contain those whose impulses, reactions, and instincts made them incapable of living in society in a peaceful way. The technological system has an essential role to play in the penitentiary structure. There would be many more prison breaks if not for the security cameras, motion detectors, drones, electric fences, etc. One could thus quickly conclude that the object of one’s critique should not be prisons per se, but the giant technological corporations that ensure that prison really is a detention facility for those who are dangerous to the system.

Civilized life, sedentarism, to live with an abnormally large number of unknown people cooped up in the city, the frustrations, the artificial needs, the seeking of upward mobility, ‘stress’, junk food that poisons the blood, and many other things are actions that merit a reaction. Some people manifest this reaction by disregarding the legal structures and seeking out illegal activities. But this all comes back to the principle of causality, to action / reaction. If you live in civilization, no doubt that you will be affected by this way of life.

Although we have to say that we too detest human prisons, the physical place as well as the domineering people who work there and the quarrelsome prisoners. They’re awful places.” – Interview with Wild Reaction October 2015

The Eco-extremist spore flies and lands in the disturbed and untamed minds of those who have ceased to believe in the fairy tale of revolution. The spore plants itself in the heads of individualists who detest the masses, who long to see everything burn… those who plant terror to acquire experiences and come out stronger.

The call of the Wild and Ineffable attracts those most capable of hearing it. That is, those who have no problem attacking a target without concern for hurting those complacent slaves who happen to be in the indiscriminate path of the individualist terrorist. This person is a killer by nature. After killing off his or her Western self, his or her Christian-humanist morality, they have the path free of obstacles to enjoy each one of their acts. That is, to proceed with the attack and become a wild animal in search of its prey.

This modern epoch is full of humanist sentiments, as well as suffocating and vomit-inducing morality. It is a shame that this sickness has come to infest the minds of those who “attack” the system. They place bombs, commit arson, and rejoice in destruction, but when things get out of hand, they bow their heads in shame and act as if nothing happened. Their courage is hypocritical. They criticize our position that advocates indiscriminate and selective attacks. We eco-extremists are honest, we don’t feel shame at calling ourselves “terrorists.” We are provocateurs and we shit on the moral values of “revolutionaries.” And we don’t have any remorse when we blow people up who are next to our egoic target. Not even close!

In this modern era, it would seem that many anarchists (though not all) cast out of their physical and virtual churches those who favor eco-extremism, or those who have an affinity with the ITS Mafia; a Mafia that has expanded throughout the Americas with ferocious allies in Europe and Asia. It seems like it’s a sin to even mention our names. To those individualists who find themselves in this situation, we say, hide yourselves, form secret societies, don’t let the Anarchist Inquisition trap you, attack!

Sure, there are some who are hidden, but others are not. And it is here into the polemic that is caused by eco-extremist words and deeds, another person enters…

Just this past November 27th, on the “superstar” anarchist site, Contrainfo, was published a communiqué of the scandalous prisoner Kevin Garrido, currently imprisoned in Jail 1 in Santiago, Chile. For some time we have read his letters from prison and his complicity has felt a bit symbiotic, as in his April 9th letter when he wrote:

 “To those critics, judges without gavels who judge and criticize those who entered that church, I send my infinite hatred. From here and not from anonymity I say that I consider them my enemies. They are the same as those who sat in judgment (if not exactly the same) against those who put planted an explosive device in a house in the La Reina neighborhood in 2011 (which unfortunately didn’t explode), and that threatened to blow up a school. The same as those who sat in judgment of an action in Macul con Grecia in 2013, where they threw Molotov cocktails at a Transantiago bus that ran their barricade and where people from the bus were “affected” by the vengeful and beautiful fire. They are as idiotic as those who claimed to be the ‘Macul Blockade’ arguing that those who attacked the bus weren’t the real blockade, ha! For sure some miserable university folks criticized. They are the same as those who criticize / criticized (even from other parts of the world) the bomb in the Metro Military School in 2014, where many bystanders were wounded and a woman “suffered” the amputation of her fingers; and some months later she would parade her mutilated hand on television. They are the same as the judges who cried for the death of those who lit a bank on fire during a demonstration in Greece, which resulted in the bank being reduced to ashes with three workers inside. We could go on giving a thousand more examples. I shit and piss on all of those judges without gavels. I expect for the common citizenry that an infinite number of bombs explode among them, since ‘filthy citizen life is not only found in the barracks.’ I am against civilization and in the citizenry / humanity I find the most civilized target (myself included). These are the ones clinging to progress and who devote themselves to destroying the untamed, all for the filthy and disgusting plastic called money.”

So much was our affinity with this passage that we included Garrido’s words as the end of our polemic, “Our response is like an earthquake, it comes sooner or later,” of June of this year.

But his most recent communiqué (which we produce again here below) presented us with a pleasant surprise not just for what it says, but also for the context in which the development has come to pass.

Kevin, still in prison, is accused of three bomb attacks. He is facing more than 30 years of prison, with an anarchist movement that wants to “reply” in a “decent” way. He concludes his communiqué with a thunderous:

 “For the Immoral and Indiscriminate! Long live Terror, explosions, and fire!

Death to civilization and all human progress!

This rhetoric not only had an impact on those who are familiar with this particular case, but also on those anarchist groups that felt that their discussion of the idea of Indiscriminate Attack stopped once they ceased publishing ITS and other eco-extremist communiqués on their blogs and websites, HA!

The words of Kevin Garrido imprint themselves in the traditionalist mind of those who shouted to the four winds to anyone who could hear, “eco-extremist indiscriminate attack is for psychos!” His words break the established ideas of those who supposedly pretend to oppose all that is established. They make the eyes of well-intentioned “revolutionaries” bug out of their head when they read them.

It is for that reason that we admire Kevin Garrido even in his situation as a prisoner. With so many things against him, he has had the BALLS to express himself without fear of reprisals. He has confronted the consequences of his actions just as they are, facing down the enemy.

Spitting always in the face of the jailers!

Fire, gunpowder and bullets against civilization!

In jail, in the street, in the forests, the jungle, the deserts, and mountains, WAR!

ME (Maldición Eco-Extremista)


The text of the indomitable Kevin Garrido of Santiago Jail 1

November 27th, 2016

I am writing late at night, at least for me since day after day I wake up at 7:30 a.m. after a restless sleep to see the gray concrete and the large security gates.  Even so it is the best time to write what I feel. I only try to hear the prisoner who “praises the Lord,” a music that I don’t like but I don’t mind it, and a sound that I detest that I have had to hear so often: the consuming slamming shut of metal.

I was in solitary seven months in the Maximum Security Prison. Through my petitioning, five months ago I was transferred to Santiago Jail 1 after long and disgusting hearings when I was placed in Unit 16 for repeat prisoners, only to be transferred to Unit 25 (also for repeat prisoners) after several incidents. This is where I currently find myself until the time that another problem presents itself, which would probably cause the jailers to move me to yet another unit.

I have been in captivity almost a year, and my mind and body have felt severely out of place in this underground imprisoned reality. For those who have not experienced these things first hand, it is impossible to imagine them. I have felt such loneliness for so many months that my hermetic heart has gotten used to the constant threat of the scalpel behind it. Nothing can erase the scars that will be there for the rest of my life. They will be there when I embrace death by taking vengeance for all that they have done to me and mine. What more but hatred and energetic sensations of vengeance can these jailers create, these cowards who hold the keys to “freedom”, with judges and prosecutors deciding one’s fate? What more can be the result of lawyers trying to “defend” you and also having to turn around constantly because a wall is always in your path?  Wouldn’t it be better to adapt to the prison system? Wouldn’t it be better to dodge the problems and swallow your pride and just accept the judicial decisions? Shouldn’t you just let yourself be intimidated by prisoners and jailers who are just as much flesh and bone as you are? NO! That’s not happening in my case. The laws of Power and prison are not what I want and I will do all that I can to carry out my ends.

I am in a unit in which, unlike in the first offense units of 33/34/35 and 11, there exists a kill or die reality, even if I may detest my own human existence as much as those who reproduce it. This is a unit where at minimum five prisoners are killed at the hand of other prisoners. This is a unit that is always being raided by jailers or riot police, a unit controlled by the prisoners and not the authorities. I’ve seen prisoners stabbed, scalded by boiling water, and prisoners beaten on a dark staircase that they have to pass through to get to their cells. I’ve seen one prisoner calmly coming down the staircase one morning with another sticking a knife into his neck. I’ve seen dozens of prisoners jump and stab a guy and throw him out of our unit. I have seen how jailers beat the prisoners until they get bored with it, without being able to do anything about it. I remember being in the same situation as those prisoners. “Security” cameras don’t stop any of it. It’s isn’t pleasant seeing the prisoners killing each other, knowing that we are all in the same situation. We all sleep in the same place, we all eat the same thing, we all “share” the same yard. It’s also not my preferences to resort to using a shank, but “fair fights” don’t exist in here. This unit has 200 prisoners on the same yard, and you can’t be on the good terms with all of them, no matter what they say.

Here it is not merely a matter of being imprisoned and resisting, no. I am not being imprisoned because of a “prank”. I have gained the respect that I have now among the prisoners because that is what I have decided. Nothing of this seeking “solace” in the church in here. Nor will I submit to anyone. I hope that that whole paragraph gives you a clearer picture of what prison is like and what I am facing. It is what every prisoner everywhere lives. My courage doesn’t totally fade and the the war continues…

They confined my brothers’ and sisters’ bodies in cages similar to the one from which I write my hate and pride on this paper. And with this they thought they could intimidate me. I spit a disgusting ball of phlegm in the face of power, and a war to the last consequences has been and is my furious response.

They investigated me, they followed my footsteps and they were able to hunt me down with guns drawn. They showed my face on the television and in the newspapers to defame me with a heap of unthinking idiocies. They falsely classified me as an anarchist and thought that before the large police presence I would bow my head and not respond. They sat me down in one of their viewing cells for six hours to listen to the disgusting words that the prosecutor spewed from his mouth. The judges and prosecutors were hoping to see sad faces when they threatened me and my comrade with dozens of years of prison, but they didn’t expect us to laugh and insult them to their faces. They had handcuffs tightly on me for twenty one hours, and through the pain I continued to twirl a pen in my hand. They aim to destroy me in a maximum security prison and in their solitary confinement cells, but they have not weakened a single one of my thoughts or ideas. I continue to be firm in what I believe and what I want for this repugnant civilized world and its disgusting progressivists. Destruction and freedom are a volcano within me.

A couple of weeks ago (November 11th) I had a hearing concerning additional charges that they would like to accuse me of, namely those tied to a new bomb attack. So to this point, I have been accused of: a bomb attack against the Chilectra Corporation on the Avenida El Parrón (the newest charge), an explosive attack on the Police Academy in San Bernardo, and possession of explosive material and a firearm. These carry a sentence of 38 years in prison (which is what the prosecutor’s office has asked for.) On many occasions I have affirmed without hesitation that I regret nothing, and I am affirming it here as well. This cannot be erased. I am not playing the “victim,” nor do the thousands of pages that the prosecutor takes with him to the hearing intimidate me. Time is time, my freedom will be obtained legally or illegally. I write this clearly and firmly.

I will never suppress in my memory the direct kicks and punches that I landed on the police and their ugly looks of cowardice, my days and nights running with fire in my hands toward authority, the alarms going off in unison as buildings burned to the ground, the citizens running and screaming terrified as a bus burned in the night. The nights when the city resonated with an explosion and the splendor of it spread terror. I will never forget the police running for cover before a rain of gunfire nor the beautiful curve of a 40 millimeter bullet…

“In difficult times we will never abandon the fight. The dogs may bark around us, but their breath will never touch us. We were looking at each other, we confirmed each other in our decisions, we checked to see if our guns were loaded, and we asked our hate and said to ourselves, ‘Let’s go one more time, this time to the end…’”

To my brothers and sisters of years: Joaquín, Manuel and Amaru, all of my strength and energy to you. Not submitting within the damned walls nor outside of them. Natalia: what joy it gave me to find out that you were not longer under tons of concrete. Take care of yourself wherever you are, little sister. Prison isn’t forever.

A warm embrace for every prisoner of war and fugitive.

To the terrorists of the Individualists Tending Toward the Wild and the Nihilist Destroyers, to the Anarchists of Praxis, to each incendiary cell and to the warriors in the south of the country who oppose the advance of civilization: a giant greeting overflowing with strength and resistance.

For the Immoral and Indiscriminate! Long live terror, explosions, and fire!

Death to civilization and all human progress!

Kevin Garrido Fernández

Prisoner of War. 

Santiago Jail 1/ Unit 25.

Santiago de Chile.